Victor Hugo

Victor Hugo (Marie) (26 Şubat 1802-22 Mayıs 1885, Paris)

      Romantik dönem Fransız yazarlarının en önemlisi sayılan romancı, oyun yazan ve şair. Bonaparte’çılığa ve baskıya karşı çıkan yazılarıyla siyasal bir kimlik kazanmıştır. En ünlü romanları Notre Dame’ın Kamburu, Sefiller,

 Gençlik yılları (1802-30)

Victor, Napoleon’ un ordusunda binbaşı ve sonradan general olan Joseph-Leopold-Sigisbert Hugo’nun üçüncü oğluydu. Ailesinin baba tarafında çiftçi ve zanaatçılar, anne tarafında ise denizci ve hukukçular vardı. Victor, kendi ifadesiyle “hem Breton, hem de Lorraine kökenli”ydi; ama kişiliği, iki yaşındayken annesiyle birlikte yerleştiği Paris’te biçim­lenmişti. Babasının imparatorluk ordusuyla birlikte ülkeden ülkeye dolaşması ve annesiy­le babası arasındaki anlaşmazlıklar yüzün­den Hugo’nun çocukluğu düzensizlikler içinde geçti. Zaman zaman Paris’ten ayrılıp Elba’ya, Napoli’ye ya da Madrid’e gidiyor­lar, sonra Victor çoğu kez annesiyle birlikte Paris’e geri dönüyordu. Ama bu sayede, o dönem tarihi üzerine çok şey öğrenme fırsatı buldu. Ayrıca, çocukluğunda düzenli ve yerleşik bir yaşamı olmamasına karşın, özellikle Latin edebiyatı üzerine sağlam bir öğrenim gördü. Hukuk fakültesine girdiyse de, 1816’dan sonra başka konulara ilgi duymaya başladı. Sonraları “doğmadan önce ürettiğim saçma­lıklar” olarak niteleyeceği sayfalar dolusu şiir yazdı. Özellikle Vergilius’dan çeviriler yaptı, bir oyun, iki trajedi ve ağıtlar kaleme aldı. Annesinin desteğiyle ve hayranlık duy­duğu yazar, diplomat, devlet adamı François-Rene de Chateaubriand’ı örnek alarak Corıservateur Litteraire (1819-21) adlı dergi­yi çıkarmaya başladı. Bu dergide şair Alphonse de Lamartine ve Andre de Chenier üzerine yazdığı yazılarla dikkati çekti. An­nesi 1821’de öldü. Bir yıl sonra Victor, aşk mektupları yazdığı çocukluk arkadaşı Adele Foucher ile evlendi. Aynı yıl, ilk şiir kitabı O de s et poesies diverses’ i (Odlar ve Çeşitli Şiirler) yayımladı. Bu kitap XVIII. Louis’nin ona aylık bağlamasını sağladı. Ertesi yıl Hugo’nun ilk romanı Han d’lslande  (İzlanda Hanı) çıktı. Kendisi de fantezi romanlar yazan gazeteci Nodier, romanı çok beğenerek Hugo’yu romantizm hay­ranlarından oluşan bir arkadaş çevresine soktu. Hugo, bazen bu çevrede tartışılan kuramsal konulara ilgi duymadığını açıkça belirttiyse de, Nodier’nin müdürü olduğu Arsenal Kütüphanesi’nde düzenli olarak bir araya gelen ve Cenacle adıyla anılan bu çevrenin toplantılarına devam etti. Ancak 1827’de, manzum oyunu Cromwell'in ve o dönemde büyük ilgi toplayan önsözünün yayımlanmasıyla gerçek bir romantik olarak adını duyurdu. Cromwell çok uzundu ve sahnelenmesi hemen hemen olanaksızdı, bununla birlikte özgün ve güçlü bir şiir diliyle yazılmıştı.

Başarı kazanması (1830-51)

“Â la Colon- ne” ve “Lui” gibi şiirlerinde Napoleon’u yüceltmesi ve özgürlüğü savunması, Hugo’yu Le Globe gazetesi çevresinde toplanan liberal yazarlara yakınlaştırdı. Bir yandan X. Charles’ın basın özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalar, bir yandan aşkla arınan bir fahişeyi konu alan Marion de Lorme (1829; Marion de Lorme, 1966) adlı oyununun sansür tarafından yasaklanması, Hugo’nun liberal eğilimini daha da güçlendirdi. Yasak­lamaya hemen Hernani (1830; Hernani, 1956, 1966) adlı oyunu yazarak karşılık verdi. Oyunun 25 Şubat 1830’daki ilk sahnelenişi, romantizmin genç yazarlarının gele­nekçi klasik yazarlara karşı kazandığı zaferi simgeliyordu. Oyunun uyandırdığı ilgi olay örgüsünden çok, müzikli şiirinden ve yalnız­ca Hernani ile Dona Sol’a ait ağıt bölümle­rinde yavaşlayan güçlü temposundan kay­naklanıyordu. Genç bir yazarın gençliğe seslenişi olan bu oyun, başarısını da genç seyircilerine borçluydu.

Hugo ilk başarısını oyunlarıyla sağladı. XI. Louis dönemindeki yaşamı anlatan tarihsel romanı Nötre Dame’ın Kamburu ile ününü daha da artırdı. Roman, başdiyakoz Frollo ve asker Phoebus’un kişiliklerinde, kambur Ouasimodo ile çingene Esmeralda’yı sefale­te boğan toplumu lanetliyordu. Bu konu kamu vicdanı üzerinde, bir idam mahkûmu­nun son gününü anlatan ve ölüm cezasına karşı bir protesto hareketini başlatan bir önceki romanı Le Dernier jour d’un con- damne'den (1829; İdam Mahkûmunun Son Günü, 1972) çok daha etkili oldu. Hugo, aynı konuyu daha sonra Claude Gueux (1834) adlı kitabında yeniden ele aldı. Notre-Dame'ı yazdığı sırada Temmuz Dev­rimi olmuş, öğrenciler ve liberal burjuvazi­nin desteğiyle Louis-Philippe tahta geçmişti. Hugo, devrimi gerçekleştirenlerin onuruna Dicte apres juillet 1830 (Temmuz 1830’dan Sonra Yazdırıldı) adlı şiirini yazdı; bu onun sonraki siyasal şiirlerinin ilk örneğiydi.

Hugo, Temmuz Monarşisi sırasında dört şiir kitabı yayımladı: İçten ve kişisel bir esinin ürünü olan Sonbahar Yaprakları, siyasal şiirler­den oluşan Şafak Türküleri, kişisel ve felsefi şiirleri içeren Gönülden Sesler ve bütün bu değişik temaları renkli ve şiirsel ayrıntılarla işlediği Işınlar ve Gölgeler.

Hugo bu yıllarda çok yoğun bir çalışmaya girdi. Marion de Lorme'un 1831’de sahneye konmasından sonra, birbiri ardına bir­çok oyun yazdı. Çok ürün vermesinin iki nedeni vardı: Öncelikle, siyasal ve toplum­sal görüşlerini aktaracağı bir araca gereksi­nim duyuyordu; ikinci olarak da, 1833’te ilişki kurduğu genç ve güzel oyuncu Juliette Drouet’nin rol alacağı yapıtlar vermek isti­yordu. Juliette daha sonra sahneyi bıraktıysa da, 1883’teki ölümüne değin Hugo’nun ya­kın dostu olarak kaldı.

Hugo, başarısız kalan üç girişimden sonra 1841'de Academie Française’e seçildi ve 1845’te Soylular Meclisi’ne aday gösterildi. Bunu izleyen yıllarda, toplumsal ve siyasal yaşamın gerektirdiği uğraşlar ve Eylül 1843’te kızı Leopoldine’in bir kaza sonucu kocasıyla birlikte boğulmasının verdiği üzüntü nedeniyle hemen hiçbir şey yayımla­madı. Sonradan yayımlanan Düşünceler adlı kitabındaki şiirleriyle, kızım kaybetmenin verdiği derin acıyı bir ölçüde hafifletmeye çalıştı. Kitabı Dün ve Bu­gün başlıklı iki bölüme ayırmıştı; kızının öldüğü an, dün ile bugünü ayırıyordu. Sürgün (1851-70). Aralık 1851’deki hükü­met darbesinden sonra III. Napolyon iktida­ra geldi ve İkinci İmparatorluk dönemi açıldı. Hugo, yeni yönetime önce karşı koymaya kalktıysa da, sonra Brüksel’e kaç­tı. Sürgün yaşamı, 4 Eylül 1870’te cumhuri­yetin yeniden kurulmasına değin sürdü. Baş­langıçta zorunlu olan sürgün Hugo için giderek gönüllü bir jeste dönüştü, 1859 genel affından sonra da bir gurur konusu oldu. Bir yıl Brüksel’de kalan Hugo, sınır dışı edileceğini anlayınca, İngiliz toprakları­na sığındı. Önce Jersey’e yerleşti, 1852’den 1855'e değin orada kaldı. Jersey’den kovu­lunca yakındaki Guernsey Adasına gitti. Yapıtlarının büyük bölümünü ve en özgün olanlarını 20 yıla yakın süren sürgün döne­minde yazdı. Bu dönemin ürünü olan Azaplar adlı kitabı, Fransız dilinde yazılmış en güçlü yergili şiirleri içerir. Hugo’nun sonraki bütün şiir­lerinde, bu kitaptaki coşkulu imgelemin etkileri görülür. Bu şiirler bazen lirik, bazen epik, bazen duygulu bir tonda yazılmıştır, çoğunlukla da kin ve öfke doludur. Ardında ulusal ve kişisel bir bunalımın yattığı bu kitaba esin kaynağı olan duygular, Hugo’nun sonraki bütün yapıtlarında da gelişerek varlığını sürdürmüştür. Sonraki yapıtlarında görülen bazı tekrar ve eksiklikler, bu sürek­liliğin kaçınılmaz bir sonucudur.

Hugo, siyasal şiirlerinden beklediğini bul­masına karşın, bu türün getirdiği kısıtlama­lardan bıkmıştı. 1840-50 arasında yazdığı, ama yayımlamadığı şiirlerini yeniden ele alarak “saf şiir”lerden oluşan Les Contem- plations üzerinde çalışmaya başladı. Gelece­ğe ilişkin kehanetler, düş gücünde önemli bir yer tutuyordu. Günümüz okurları ara­sında gittikçe daha büyük bir hayranlık uyandıran epik ya da metafizik şiirleri de bu esin kaynağının ürünüydü. Bu kapsamlı şiirlerinden 1854-60 arasında yazdığı Şeytanın Sonu olağanüstü güzellikte görüntülerle örülüydü. 1855’te yazdığı Tanrı ateşli bir tartışmayı içeriyordu. Hugo’nun her ikisin­de de kötülük sorunuyla yüzleştiği bu kitap­lar ancak Hugo’nun ölümünden sonra ya­yımlanabildi; çünkü Hugo’nun yayımcısı, ta­rih ve efsaneye dayanan kısa epik şiirler olan Küçük Destan­ları içeren Yüzyılların Efsanesi’ni basmayı yeğlemişti. Metafizik şiirleriyle birlikte tek bir yapıt olarak tasarladığı bu şiirler, Hugo’nun sanatının doruk noktasıydı ve onun coşkulu anlatım ustalığını gölgelemeksizin duygusal gücünü ortaya koyuyordu. Her bir efsanenin ardında, iyi ve kötü arasındaki mücadeleye ilişkin Hugo’nun kendi mitolo­jisi yer alıyordu. “Le Sacre de la femme”da sonra düzyazıya döndu ve yarım romanı Sefiller i yeniden ele aldı. 1862‘de yayımlanan romanı her tür okurdan ilgi görerek olağanüstü bir başarı sağladı ve Hugo’yu Fransa’da büyük bir üne kavuştur­du. Kısa sürede çeşitli dillere yapılan çeviri­leriyle de, Hugo’nun ünü Fransa dışına yayıldı. Paris’in yeraltı dünyasında geçen ve bir polisiye öyküye dayanan roman, aynı zamanda Paris halkının destanı niteliğin­deydi.

Son yılları (1870-85)

Hugo, Fransız-Alman Savaşı’nın ülkesinin yenilgisiyle bitmesi ve Üçüncü Cumhuriyet’in ilanı üzerine Pa­ris’e döndü. Ulusal Meclis üyesi olarak kamu yaşamında görev almayı kabul etti (1871), ama bir ay sonra istifa etti. İdealleri için mücadeleyi sürdürdüyse de, eski enerjisi kalmamıştı. Son yılların acı yaşantılarına sürekli yenileri ekleniyordu. 1868’de karısı Adele öldü. 1863’te evlenmek için Ameri­ka’ya kaçan kızı, dokuz yıl sonra akli dengesini yitirmiş olarak geri döndü. 1871 ve 1873’te de iki oğlunu yitiren Hugo gittikçe çevresindeki yaşamdan daha çok koptu. Bu arada 1870’te Paris'in kuşatılma­sını anlatan 1872; Kor­kunç Yıl şiiriyle ulusal bir kahraman ol­muştu. Kuşatma sonrasında imzalanan barış antlaşmasının koşullarına karşı çıkan ayak­lanmacılar, Mart 1871’de yönetimi ele geçi­rerek, mayıs sonuna değin ayakta kalacak Paris Komünü’nü kurmuşlardı. Komün’ün bastırılmasına karşı çıkan Hugo, kendini gene Brüksel’de buldu ve yenik düşen ayak­lanmacıları barındırdığı için bir kez daha Brüksel’den kovuldu. Kısa bir süre Lüksemburg’da kaldıktan sonra Paris’e döndü ve senatör seçildi. 1872-73 yıllarında Doksan Üç ihtilali, 1793 Devrimi, yazmak ve öteki yapıtlarını yayıma hazırlamak için Guernsey’de kaldı. 1878’de beynindeki bir dolaşım bozukluğu nedeniyle rahatsızlandıysa da, 80. yaş gününde adı verilen Eylau Caddesi’ndeki evinde birkaç yıl daha yaşadı. Sadık dostu Juliette’in ölümünden iki yıl sonra ölen Hugo’nun cenazesi ulusal törenle kaldırıldı ve Pantheon’a gömüldü.

Ünü

Fransız edebiyatında Hugo kadar çok ürün vermiş bir başka yazar yoktur. 1830’da “romantizmin en güçlü beyni” ola­rak nitelenen ve 1845’te Soylular Meclisi’ ne seçilen Hugo, sürgündeyken giderek bir bilge rolünü üstlenmiş, derin bir kavrayışa ve öngörülerine yer verdiği şiir ve düzyazıla­rıyla popüler Fransız edebiyatının babası ve Fransa’nın ulusal şairi durumuna gelmiştir. Bugün Fransa’nın her kentinde, Hugo’nun adının verildiği bir sokak vardır.

Öldüğünde büyük bir şair olarak tanınma­sına karşın, sonraki yıllarda eleştirmenler Hugo’ya karşı fazla ilgi göstermemişlerdir. Şiirlerinden çok azı akıllarda kalmış ve ancak dar bir çevrenin övgüsünü kazanabilmiştir. Bununla birlikte, Sefiller sonraki yıllarda da yaygınlıkla okunmuş, Hugo zen­gin düşünceleri ve sıcak anlatımıyla okurla­rını etkilemeyi sürdürmüştür. Sıradan se­vinç ve acıların gücünü ve basit bir dille yazmayı çok iyi bilen Hugo’yu sıradan insanın şairi yapan da, romancı François Mauriac’in “bayağının kahramanlığı” olarak nitelendirdiği bu özelliktir. Evren üzerine düşünceleri (Paul Claudel bunları “ürküten düşünceler” olarak nitelemişti) ve metafizik şiirlerine işlemiş olan gizemli korku, onu halkın şairi yapan bir başka özelliktir. Baudelaire’in dediği gibi, Hugo bir gizem havası yaratmakta ustadır. Ayrıca, Fransız şiirinin i olanakları üzerine derin bilgisi, ölçü ve uyak tekniklerindeki ustalığı sayesinde Fransız şiirini 18. yüzyıldaki kısırlığından kurtarmıştır.

Şiirler

Odes et poésies diverses (1822; Odlar ve Çeşitli Şiirler)

Nouvelles Odes (1824; Yeni Odlar)

Odes et Ballades (1826; Odlar ve Baladlar)

Les Orientales (1829; Doğulular)

Les Feuilles d'automne (1831; Sonbahar Yaprakları)

Les Chants du crépuscule (1835; Şafak Türküleri)

Les Voix intérieures (1837; Gönülden Sesler)

Les Rayons et les Ombres (1840, Işınlar ve Gölgeler)

Les Châtiments (1853; Azaplar)

Les Contemplations (1856; Düşünceler)

La Légende des siècles (1859, 1877, 1883; Yüzyılların Efsanesi)

Les Chansons des rues et des bois (1865; Sokak ve Orman Şarkıları)

L'Année terrible (1872; Korkunç Yıl)

L'Art d'être grand-père (1877; Büyük Baba Olma Sanatı)

Le Pape (1878)

La Pitié suprême (1879)

L'Âne (1880)

Religions et religion (1880)

Les Quatre Vents de l'esprit (1881; Usun Dört Rüzgarı)

La Fin de Satan (1886; Şeytanın Sonu)

Toute la Lyre (ös 1888, 2 dizi; 1893, 1 dizi; Bütün Lir)

Dieu (1891; Tanrı)

Les Années funestes, 1852-1870 (ös 1898; Uğursuz Yıllar: 1852-1870)

 

Romanlar

Han d'Islande (1823; İzlanda Hanı)

Bug-Jargal (1818)

Le Dernier Jour d'un condamné (1829; İdam Mahkûmunun Son Günü)

Notre-Dame de Paris (1831; Notre Dame'ın Kamburu)

Claude Gueux (1838)

Les Misérables (1862; Sefiller)

Les Travailleurs de la mer (1866; Deniz İşçileri)

L'Homme qui rit (1869; Gülen Adam)

Quatrevingt-treize (1874; Doksan Üç İhtilali)

Oyunlar

Cromwell (1827)

Amy Robsart (1828)

Hernani (1830)

Marion de Lorme (1831)

Le roi s'amuse (1832; Kral Eğleniyor)

Lucrèce Borgia (1833)

Marie Tudor (1833)

Angelo, tyran de Padoue (1835; Padova Tiranı Angelo)

Ruy Blas (1838; Ruy Blas)

Les Burgraves (1843; Derebeyler)

Théâtre en liberté (1886; Özgürlükte Tiyatro)

 

Diğer

Le Rhin (1842; Ren)

Napoléon le Petit (1852; Küçük Napolyon)

Actes et paroles - Avant l'exil (1841-1851; 1. c. Eylemler ve Sözler - Sürgünden Önce)

Actes et paroles - Pendant l'exil (1852-1870; 2. c. Eylemler ve Sözler - Sürgünden Sonra)

Actes et paroles - Depuis l'exil (1870-1885; 3.-4. c. Eylemler ve Sözler - Sürgünden Bu Yana)

Histoire d'un crime (1877; Bir Suç Öyküsü)

Alpes et Pyrénées (1890; Alpler ve Pireneler)

La France et la Belgique (1894; Fransa ve Belçika)

Choses vues (1887-1899, 2 cilt; Görülen Şeyler)

 

Şiir
Nouvelles Odes (1824; Yeni Odlar),
Odes et ballades (1826; genişletilmiş baskı, 1828; Odlar ve Baladlar),

Les Orientales j (1829; Doğulular),
Les Chansorıs des rues et des bois (1865; Sokak ve Orman Şarkıları),
L’Art d’etre i grand-pere (1877; Büyük Baba Olma Sanatı),
Les 1 Quatre Vents de l’esprit (1881; Usun Dört Rüzgârı),
Toute la lyre (ös 1888, 2 dizi; 1893,1 dizi; Bütün Lir),
 I Les Annees funestes, 1852-1870 (ös 1898; Uğursuz 1 Yıllar: 1852-1870).

Roman
Bug-Jargal (1826),
Les I Travailleurs de la mer (1866; Deniz İşçileri, 1970. 1 1988),
L’Homme qui rit (1869; Gülen Adam). Manzum oyun
Le Roi s’amuse (1832; Kral Eğleniyor),
Ruy Blas (1838; Ruy Blas, 1948,1963),
Les Burgraves 1 (1843; Derebeyler).

Düzyazı oyun
Amy Robsart (1828),
Lucrece Borgia (1833),
Marie Tudor (1833; Mary Tudor, 1947),
Angelo, tyran de Padoue (1835; I Padova Tiranı Angelo),
Theâtre en liberte (ös 1886; 1 Özgürlükte Tiyatro).

Eleştiri yazısı
Litterature es 1 philosophie melees (1834; Karışık Edebiyat ve Felsefe),
William Shakespeare (1864).

Siyasal yazı
Napoleon le petit (1852; Küçük Napoleon),
Histoire d'un erime (1877; Bir Suç Öyküsü),
Actes etparoles (4 dizi; 9 Eylemler ve Sözler),
Av ant l'exil (1841-51, 1. dizi; Sürgünden Önce),
Pendant l’exil (1852-70, 2. dizi; Sürgün Boyunca),
Depuis l’exile (1870-85, 3. ve 4 dizi; Sürgünden Bu Yana).

Gezi
Le Rhin (1842; I Ren),
Alpes et Pyrenees (ös 1890; Alpler ve Pireneler),
La France et la Belgique (ös 1894; Fransa ve Belçika),
Choses vues (ös 1887-99, 2 cilt; Görülen Şeyler

 

 

 

Test Çöz