Sis

-A A +A

 

 

SİS

Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı muannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid,

Tazyikının altında silinmiş gibi eşbâh;
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;

Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar.

Lâkin sana lâyık bu derin sütre-i muzlim,
Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim;

Ey sahn-ı mezâlim... Evet, ey sahn-ı garrâ,
Ey sahne-i zî-şa'şaa-i hâile-pirâ!

Ey şâ'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı;
Şarkın ezeli hâkime-i câzibedârı;

Ey kanlı muhabbetleri bî-lerziş-i nefret
Perverde eden sine-i meshûf-i sefâhet;

Ey Marmara'nın mâi deragüşu içinde
Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;

Ey köhne Bizans, ey koca fertût-i müsahhir
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;

Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ;
Hâlâ titirer üstüne enzâr-ı temâşâ.

Hâricden, uzakdan açılan gözlere süzgün,
Çeşmân-ı kebudunla ne mûnis görünürsün.

Mûnis, fakat eıı kirli kadınlar gibi mûnîs;
Üstünde coşan giryelerin hepsine bi-his.

Te'sis olunurken daha, bir dest-i hıyânet
Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet.

Hep levs-i riyâ dalgalanır zerrelerinde,
Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.

Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffü
Yalnız bu... ve yalnız bunun ümmîd-i tereffü'.

Milyonla barındırdığın ecdâd arasından,
Kaç nasiye vardır çıkacak pâk ü dırahşan;

Örtün, evet, ey hâile.. örtün evet ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..

Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Katil kuleler, kal'alı zindanlı saraylar;

Ey dahme-i mersûs-ı havâtır, ulu mâbed;
Ey gırra sütunlar ki birer dîv-i mukayyed.

Mâzîleri âtilere nakl etmeğe me'mur,
Ey dişleri düşmüş, sırıtan kafile-i sûr;

Ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
Ey doğruluğun mahmîl-i ezkârı minârât;

Ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
Ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer

Te'min edebilmiş nice bin sâil-i sâbir,
Geçmişlere rahmet,. diyen elvâh-ı mekabir;

Ey türbeler, ey her biri pür-velvele bir yâd,
İkaz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;

Ey mâ'reke-i tıyn u gubâr eski sokaklar,
Ey her açılan rahnesi bir vak'a sayıklar;

Virâneler, ey mekmen-i pür hâb-ı eşirrâ;
Ey kapkara damlarla. birer mâtem-i ber-pâ

Temsil eden âsüde ve fersûde mesâkin,
Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın

Gam-dide ocaklar ki merâretle somurtmuş,
Yıllarca zamandan beri tütmek ne... unutmuş,

Ey mîdelerin zehr-i tekazâsı önünde
Her zilleti bel'eyleyen efvâh-ı kadide,

Ey fazl-ı tabiatle en âmâde ve mün'im
Bir fıtrata makrün iken aç, âtıl u âkım,

Her nîmeti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
Gökten dilenen züll-i tevekkül ki... mürâyi!

Ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtaz,
İnsanda şu nankörlüğü tel'in eden âvâz,

Ey girye-i bi-fâide, ey hande-i zehrin,
Ey nâtıka-i acz ü elem; nazra-i nefrîn:

Ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra; nâmus,
Ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâ bûs,

Ey havf-ı müsellâh, ki hasârâtına râci'
Öksüz, dul ağızlardaki her şekve-i tâli';

Ey şahsa -masüniyet ü hürrîyete makrun
*****Bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kanun,

Ey vâ'd-ı muhâl, ey ebedi kizb-i muhakkak ,
Ey mahkemelerden mütemâd sürülen hak;

Ey savlet-i evhâm ile bîtâb-ı tahassüs
Vicdanlara temdid edilen gûş-ı tecessüs,

Ey bim-i tecessüsle kilitlenmiş ağızlar,
Ey şöhret-i milliye ki, mebguz u muhakkar;

Ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-ı siyâsi,
Ey behre-i fazl u edeb, ey çehre-i mensî;

Ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeğe me’luf;
Eşrâf u tevabi' koca bir unsur-ı mâ’ruf;

Ey re's-i fürübürde ki ak hak, fakat iğrenç;
Ey tâze kadın, ey onu tâkibe koşan genç;

Ey mâder-i hicrân-zede, ey hemser-i muğber,
Ey kimsesiz, âvâre çocuklar... hele sizler!..
                                                    Hele sizler!
Örtün, evet ey hâile... örtün, evet ey şehr
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!.. 

SİS

Sarmış yine göklerini bir inatçı duman
Bir beyaz karanlık ki biteviye çoğalan

Baskısının altında silinmiş gibi eşya
Bir tozlu yoğunluktan ibaret bütün manzara

Bir tozlu ve heybetli yoğunluk ki bakışlar
Dikkatle baksa bile sonunu göremez korkar

Lakin sana lâyık bu derin karanlık örtü
Lâyık bu örtünme sana ey karanlıklar sahnesi

Ey karanlıklar sahnesi…Evet ey şaşalı sahne
Ey süslü trajedinin şaşalı sahnesi

Ey şaşanın, ihtişamın beslendiği mezar;
Şarkın cazibesine kapıldığı yer.

Ey kanlı aşkları nefretle, titremeden
Besleyen, zevk ve eğlence sayfalarının barınağı

Ey Marmaranın mavi kucağı içinde
Ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın

Ey köhne Bizans, Ey koca büyücü ihtiyar
Ey bin kocadan arta kalan bakire dul

Güzelliğinde henüz tazeliğin sihri apaçık
Halâ titrer üzerine görenlerin bakışları

Dışarıdan, uzaktan açılan gözlerle süzgün
Mai gözlerinle ne yumuşak görünürsün

Uysal fakat en kirli kadınlar gibi uysal
Üstünde coşan gözyaşların hepsine hissiz

Daha ilk kuruluşunda , bir ihanet eli
Harcına katmış gibi lânet izini zehrin

Hep iki yüzlülüğün pisliği dalgalanır zerrelerinde
Bir saf zerre bulamazsın içerinde

Hep riyanın pisliği, kıskançlığın kiri, kaçışın kiri
Yalnız bu… ve yalnız bunu artırma ümidi

Milyonla barındırdığın ceset arasından
Kaç alın vardır çıkacak temiz ve parlak

Örtün evet ey trajedi, örtün evet ey şehir
Örtün ve sonsuza dek uyu ey dünya fahişesi

Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar
Katil kuleler, kaleli, zindanlı saraylar

Ey hatıraların birbirine sıkıca bağladığı, ulu mabed
Ey gururlu boş sütunlar ki birer kaydeden kalem

Geçmişi geleceğe nakletmeye memur
Ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafileleri

Ey kubbeler, Ey Allah’a yalvaran şanlı binalar
Ey doğruluğun zikredildiği minareler

Ey damı çökük medreseler, mahkemecikler
Ey servilerin siyah gölgesinde birer yer

Temin edebilmiş nice bin sabırlı fakir
“Geçmişlere rahmet diyen mezar manzaraları

Ey türbeler, ey her biri velvele dolu bir hatıra
İkâz ederek sessiz ve sakin yatan ecdâd

Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir olay sayıklıyar

Vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlarla ayağa kalkmış birer mâtemi

Andıran harap ve sessiz evler;
Ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan

Kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somurtmuş,
Yıllarca zamandan beri tütmek ne... unutmuş,

Ey mîdelerin sıkıştıran zehri önünde
Her aşağılanmayı yiyip yutan köhne ağızlar!

Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
Bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp

Her nimeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
Gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtedir!

Ey havlayan köpekler, ey konuşma şerefiyle seçilmiş
Olan insanda şu nankörlüğü kınayan feryât!

Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
Ey üzüntü ve çare noksanları; nefretle bakanlar:

Ey masalların çukuruna düşen hatıra: Nâmus,
Ey  ikbâl kıblesine çıkan yol: Ayak öpme yolu.

Ey silahlı korku, ki verdiğin zarardandır
Öksüz ve dulların ağzındaki her tâlih şikayeti 

Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
Yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!

Ey tutulmayan vaatler, ey sonsuz muhakkak yalan,
Ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!

Ey en şiddetli kuşkularla duygusu körleşerek
Vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;

Ey işitilmek korkusuyla kilitlenmiş ağızlar.
Ey milli şöhret ki, nefret edilen, hakir görülen

Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
Ey fazilet ve edeple nasiplenmiş, ey unutulmuş çehre!

Ey korkusunun ağırlığıyla iki büklüm gezmeye alışmış
İleri gelenler – kullar , koca bir ünlü millet!

Ey eğilmiş esir baş, ki ak-doğru, fakat iğrenç;
Ey taze kadın, ey onu takibe koşan genç!

Ey üzgün anne, ey küskün karı-koca;
Ey kimsesiz; avare çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...

Örtün, evet, ey trajedi... Örtün evet ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünya kahpesi!

T.Fikret –18 Şubat,1317
(Sadeleştiren-Murat Güven)

 

Test Çöz