📌 Konunun Özeti
Genel Bilgiler
- Dönem: 13. yüzyıl sonu (Hoca Dehhânî) – 19. yüzyıl sonu (Şeyh Galip)
- Diğer adları: Klasik Türk Edebiyatı, Havas Edebiyatı, Yüksek Zümre Edebiyatı
- Ortamı: Saray, konak, Enderun, medrese — Germiyanoğlu beyliğinden Osmanlı sarayına geçmiş
- “Divan Edebiyatı” adını ilk kullananlar: Ömer Seyfettin ve Ali Canib Yöntem
Temel Özellikleri
- Dil: Arapça–Farsça sözcüklerin yoğun olduğu Osmanlıca
- Nazım birimi beyit; beyitler arasında konu birliği aranmaz
- Ölçü: aruz; kafiye: göz kafiyesi, redife önem verilir
- Şairler asıl adları yerine mahlas kullanır
- Konular: aşk (genellikle beşerî), şarap, methiye, hiciv, mersiye, tasavvuf
- Zengin mazmun sistemi: gül → sevgili, servi → boy, nergis → göz vb.
- Klasik kahramanlar: Leylâ–Mecnun, Ferhad–Şirin, Yusuf–Züleyha
- Nazire geleneği yaygındır; büyük şairlere benzer şiir yazma bir gelenek
Yüzyıllara Göre Önemli Şairler
- 13–14. yy: Mevlâna, Hoca Dehhânî, Âşık Paşa, Ahmedi, Kadı Burhaneddin, Nesimî, Gülşehri
- 15. yy: Süleyman Çelebi, Ali Şir Nevâî, Şeyhi, Ahmed Paşa, Necati Bey
- 16. yy: Fuzûlî, Bâkî, Hayâlî Bey, Zâtî, Taşlıcalı Yahya, Bağdatlı Ruhî
- 17. yy: Nefî (kaside), Nâbî (hikemî tarz), Şeyhülislam Yahya, Naili (Sebk-i Hindî)
- 18. yy: Nedim (mahallileşme akımı), Şeyh Galip (Sebk-i Hindî)
- 19. yy: Enderunlu Vâsıf, Keçecizade İzzet Molla, Yenişehirli Avni, Encümen-i Şuara
Önemli Akımlar
- Sebk-i Hindî: Anlam derinliği, kapalılık, ince hayaller — Naili, Neşati, Şeyh Galip
- Mahallileşme Akımı: İstanbul Türkçesi, günlük hayat sahneleri, deyim ve atasözleri — Nedim, Şeyhülislam Yahya
- Hikemî tarz: Didaktik, özdeyiş niteliğinde dizeler — Nâbî, Koca Ragıp Paşa
Selçuklu saraylarında güzide aydınlar arasında lâ-dinî(dindışı), aşk ve şarap konulu şiirler okunuyor, Farsça halâ şiir dili olarak egemenliğini sürdürüyordu. Ancak özellikle Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya sığınan Türk topluluklarıyla Türkçenin Anadolu’daki yaygınlığı ve gücü artmıştı. Saray çevresinde Farsça şiirler yazan güzide şairlerin bu gerçeği görmezden gelmesi beklenemezdi. Nitekim, III. Alaattin’in en sevdiği şairlerden olan Hoca Dehhanî aşk ve şarap konulu Türkçe gazeller yazdı. Gazeller doğal olarak Arapça – Farsça kelime ve tamlamalarla doluydu. Hayaller ve mazmunlar Arap-Fars edebiyatından alınmıştı.
Türklerin 10. Yy ’da İslamiyet’i kabul etmelerinin ardından etkilendikleri Arap – Fars kültürü ve edebiyatı kendini ilk olarak tasavvufi şiirlerde gösterdi. Yusuf Has Hacip’le Kutad gu Bilig’le başlayan bu etkilenme Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Şeyyâd Hamza gibi şairlerle devam etti. Ancak bu etkilenme daha çok İslâmiyet Öncesi Halk Edebiyatı çevresinde tekke ve dergâhlardaydı. Yani halk arasında ve Türkçe ağırlıklı ve dinî ve tasavvufî şiirlerdi. Divan Edebiyatı önce Germiyanoğlu Beyliği saray ve konaklarında yaygınlaşmış, oradan Osmanlı sarayına geçmiştir. (Halil İnalcık)
13. yüzyılın sonlarında Hoca Dehhânî ile başlayan ve 19. Yüzyılın sonlarına kadar devam eden Arap – Fars etkisiyle Türkçe yazılan şiir ve düzyazılardan oluşan din-dışı konuları işleyen bu edebî oluşuma 20.yüzyıldan itibaren “Divan Edebiyatı” adı verilmiştir. Bu adı ilk kullananlar Ömer Seyfettin ve Ali Canib Yöntem’dir. Ayrıca bu edebî tarza “klasik edebiyat”, “Havas(seçkinler) Edebiyatı”, Yüksek Zümre Edebiyatı isimleri de verilmiştir. Bu edebiyat her ne kadar Selçuklu saraylarında doğmuş olsa bile asıl gelişimini ve yükselişini Osmanlı döneminde yaşamıştır. İçerisindeki Arapça ve Farsça unsurlara rağmen bu edebiyat özbeöz Türk edebiyatıdır. Türk aklının ve edebî zevkinin ürünüdür.
Divan şiirini anlamak için geniş bir Arapça ve Farsça kelime hazinesine, söz sanatlarını anlama ve çözümleme yeteneğine, arûz bilgisine sahip olmak gerekiyordu. Ayrıca peygamberler tarihi ile genel tarih bilgisi de gerekliydi. Ancak böyle bir bilgi birikimine ancak üst düzeyde eğitim görenler sahip olabileceği için Divan Edebiyatı bu eğitime sahip insanların bulunduğu saray ve konak çevrelerinde, Enderun veya medreselerde oluşup gelişebiliyordu.
Divan şairleri zaman zaman dinî ve tasavvufî şiirler de yazmışlardır. Ancak bunlar sınırlı ve daha çok bu şairlerin yaşlılık dönemlerinde yazdıkları şiirlerdir. Bu nedenle Divan Edebiyatı’nın dindışı bir edebiyat olduğu gerçeğini değiştirmez. Yani istisnalar dışında divan şiirinde aşk beşerî aşktır. Şarap da bildiğimiz şaraptır.
Türklerin 10. Yy ’da İslamiyet’i kabul etmelerinin ardından etkilendikleri Arap – Fars kültürü ve edebiyatı kendini ilk olarak tasavvufi şiirlerde gösterdi. Yusuf Has Hacip’le Kutad gu Bilig’le başlayan bu etkilenme Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Şeyyâd Hamza gibi şairlerle devam etti. Ancak bu etkilenme daha çok İslâmiyet Öncesi Halk Edebiyatı çevresinde tekke ve dergâhlardaydı. Yani halk arasında ve Türkçe ağırlıklı ve dinî ve tasavvufî şiirlerdi.
Selçuklu saraylarında güzide aydınlar arasında lâ-dinî(dindışı), aşk ve şarap konulu şiirler okunuyor, Farsça halâ şiir dili olarak egemenliğini sürdürüyordu. Ancak özellikle Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya sığınan Türk topluluklarıyla Türkçenin Anadolu’daki yaygınlığı ve gücü artmıştı. Saray çevresinde Farsça şiirler yazan güzide şairlerin bu gerçeği görmezden gelmesi beklenemezdi. Nitekim, III. Alaattin’in en sevdiği şairlerden olan Hoca Dehhanî aşk ve şarap konulu Türkçe gazeller yazdı. Gazeller doğal olarak Arapça – Farsça kelime ve tamlamalarla doluydu. Hayaller ve mazmunlar Arap-Fars edebiyatından alınmıştı.
- yüzyılın sonlarında Hoca Dehhânî ile başlayan ve 19. Yüzyılın sonlarına kadar devam eden Arap – Fars etkisiyle Türkçe yazılan şiir ve düzyazılardan oluşan din-dışı konuları işleyen bu edebî oluşuma 20.yüzyıldan itibaren “Divan Edebiyatı” adı verilmiştir. Bu adı ilk kullananlar Ömer Seyfettin ve Ali Canib Yöntem’dir. Ayrıca bu edebî tarza “klasik edebiyat”, “Havas(seçkinler) Edebiyatı”, Yüksek Zümre Edebiyatı isimleri de verilmiştir.
Divan şiirini anlamak için geniş bir Arapça ve Farsça kelime hazinesine, söz sanatlarını anlama ve çözümleme yeteneğine, arûz bilgisine sahip olmak gerekiyordu. Ayrıca peygamberler tarihi ile genel tarih bilgisi de gerekliydi. Ancak böyle bir bilgi birikimine ancak üst düzeyde eğitim görenler sahip olabileceği için Divan Edebiyatı bu eğitime sahip insanların bulunduğu saray ve konak çevrelerinde, Enderun veya medreselerde oluşup gelişebiliyordu.
Divan şairleri zaman zaman dinî ve tasavvufî şiirler de yazmışlardır. Ancak bunlar sınırlı ve daha çok bu şairlerin yaşlılık dönemlerinde yazdıkları şiirlerdir. Bu nedenle Divan Edebiyatı’nın dindışı bir edebiyat olduğu gerçeğini değiştirmez. Yani istisnalar dışında divan şiirinde aşk beşerî aşktır. Şarap da bildiğimiz şaraptır.
İSLAMİYETTEN SONRA OLUŞAN VE DİN DIŞI KONULARDA ESERLER VEREN DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
İslam medeniyeti çağlarındaki aydınlar edebiyatına yüksek zümre edebiyatı, divan edebiyatı, klasik Türk Edebiyatı isimleri verilir. Medresede yetişen aydınlar, islâmiyetind e etkisiyle Arap ve Fars edebiyatını örnek alarak yeni bir edebiyat oluşturdular. Şairler şiirlerini Divan adını verdikleri kitaplarda topladıkları için bu edebiyata “Divan Edebiyatı” adı verilmiştir. 13.yüzyılda Hoca Dehhanî ile başlayan bu sürecin 19. yüzyılda Şeyh Galip’e kadar devam ettiği kabul edilir.
Bu edebiyatın belli başlı özellikleri şunlardır:
- Dil; Arapça ve Farsça kelimelerin yoğun olarak kullanıldığı bir Türkçedir. Bu Türkçeye Osmanlıca adı verilir. Bunun sebebi şairlerin çoğu zaman Osmanlı saray çevresinden yetişmiş olmasıdır.
- Şiirde nazım birimi beyittir. Beyit iki mısradan oluşur. Kendi başına bir bütündür. Yani divan şiirinde beyitler arasında konu birliği aranmaz. Bentlarla kurulan nazım şekillerinde nazım birimi beyittir. Bunlar arasında nazım birimi beyit olanlar da vardır.
- Şiirde ölçü olarak aruz ölçüsü kullanılmıştır.
- Göz kafiyesi esas alınır. Redife önem verilmiştir. Genellikle tam ve zengin uyak kullnılmıştır.
- Sanatta kuralcılık vardır. Serbest olmayan edebiyat ancak salon inceliklerini yansıtan asil ve kibar kelimelerle bezenmiş bir akıl, fikir, zekâ ve nükte edebiyatı olmuştur.
- Saraylar tarafından himaye görmüşler, desteklenmişler ve hatta sultânü’ş şu’arâ, şairü’l azâm gibi ünvanlarla ödülllendirilmişlerdir.
- Bu edebiyatta eski büyük şairlere benzer şiiirler söylemek ve onların şiirlerini yeni bir söyleyişle tekrarlamak geleneği kurulmuştur.(Nazire)
- His, hayal tarafı kuvvetli efsane ve masal kültürü zengindir. Kısas-ı enbiyadan büyük bir inanışla ders ve ibret almışlar, şiirlerinde bu kültürü işlemişlerdir.
- Şiirde musıkiye önem vermişler. Şiirin kelimelerle bestelenem bir müzik olduğuna inanmışlardır.
- Veciz bir anlatıma ulaşmaya çalışmışlar, sayfalarla anlatılacak konular bir mısrada, bir beyitte anlatılmıştır.
- Mazmunlar kullanılmıştır. Mesela: gül; neşenin veya sevgilinin yanağı veya sevgili ve güzelik anlamında, lale; kadeh veya ızdırap anlamında, gonca; sevgilinin dudağı, Lâ’l: Gerçekte kırmızı veya bir tür kırmızı taş manasında olmasına rağmen divan şiirinde ağız, dudak anlamında, ok;bakış ve kirpik anlamında, yay; gamze, kaş, inci; diş, gece;saç veya sevgiliyi boğan kementler anlamında, servi;sevgilinin boyu anlamında, mah; sevgilinin yüzü anlamında, nergis; sevgilinin gözü anlamında kullanılmıştır. Bu mazmunlar kendi asıl anlamlarında değil şairin kastettiği anlamı ifade etmekte kullanılıyordu.
Ayrıca, Yusuf; güzelliği, Karun;zenginliği, Süleyman;Adaleti, Hatem; cömertliği temsil ederdi. Hemen bütün aşk maceralarının ideal kahramanları eğer kadınlarsa; Leyla, Şirin, Zeliha, Hurşid ismini alıyor, eğer erkelerse ; Mecnun, Ferhad, Yusuf oluyorlardı.
- Divan edebiyatında daha önce defalarca işlenmiş Leylâ vü Mecnûn, Yusuf ü Züleyha, İskendername, Husrev-i Şirin, Cemşid ü Hurşid gibi klasik konular işlenmiştir.
- Divan edebiyatında İslam dini, İslâmî ilimler, tasavvuf, şark,islâm mitolojisi gibi dini-felsefî müşterek bir kültür işlenmiştir.
- Şairler şiirlerinde asıl adlarını değil mahlaslarının kullanırlar. Şöheret olam isimleri de onların mahlaslarıdır.
- Şairler şiirlerinde sosyal konulara çok az yer vermişlerdi. Münacaat(Tanrı’ya Övgü naat(Peygambere övgü), Medhiyye-Kaside(İleri gelen bir kişiyi övme), hicviyye, mersiyye, aşk, şarap, tasavvuf konuları işlenir.
Divan Şiiri 13 ve 14.yy
Mevlana Celaleddin-i Rumi (1207-1273)
- Düşünce adamı, mutasavvıf, şair.
- Adındaki “Mevlâna” efendimiz anlamına gelmektedir. Ona “Rumî” denmesinin nedeni, hayatının o asırlarda diyar-ı Rum diye anılan Anadolu’da geçmiş olmasındandır.
- 1244’te Şems-i Tebrizî ile tanışması Mevlâna için yeni bir başlangıç olur. Tebrizi sayesinde kitapların dışındaki sırların farkına varan Mevlâna, ilahi aşkla şiirler söyleyip semâ etmeye başlayacaktır.
- Eserlerini Farsça kaleme almış, birkaç mısra dışında Türkçeyi kullanmamıştır.
- Mevlâna; Yunus Emre, Nasrettin Hoca ve Hacı Bektaş-ı Veli ile çağdaştır.
- İnsan sevgisini, hoşgörüyü öne çıkaran bir anlayışla ele aldığı eserleriyle evrensel bir şairdir.
- Ölümü asıl sevgiliye kavuşma olarak görmüş bu nedenle öldüğü gün olan 17 Aralık Şeb-i Arus (düğün gecesi) olarak anılmaktadır.
- Mevlevi tarikatı o öldükten sonra onun öğretileri üzerine oğlu Sultan Veled tarafından kurulmuştur.
Tüm Eserleri: Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma-Fih, Mecalis-i Seb’a, Mektubat
Mesnevi
- Mevlâna’nın en önemli eseri olarak kabul edilir.
- Tasavvufî düşüncenin bütün konularını içeren bir eserdir.
- 6 ciltten oluşan eserde yüzlerce hikâye manzum olarak anlatılır.
- Mesnevi nazım şekli ile yazılan eser, yaklaşık 26000 beyittir.
- Hikayelerin bir kısmı fabl özelliği gösterir.
- Hikayeler olay örgüsü açısından bir bütünlük göstermez.
- Mevlâna’nın dünya görüşü, felsefi yaklaşımı, öğüt ve yorumları hikayeler içinde ayet ve hadislerden alıntılar yapılarak desteklenmiştir.
Divan-ı Kebir
- Mevlâna’nın divanı.
- Hem hacmi hem de edebi değeri nedeniyle Divan-ı Kebir (Büyük Divan) olarak anılmaktadır.
- Divandaki şiirler genel olarak gazel ve rubai şeklinde söylenmiş lirik şiirlerdir.
- Mevlânâ’nın çeşitli yer ve zamanlarda özellikle de semâ sırasında dile getirdiği bu şiirler, özel kâtipler tarafından yazıya aktarılmıştır.
- Eserdeki dil, Farsçanın günlük konuşma dilidir.
- Divan’daki rubailer sonradan ayrı bir kitap olarak da basılmıştır.
- Eserin aslı Konya müzesinde bulunmaktadır.
Fihi Ma Fih
- Mevlâna’nın sohbetlerinin toplandığı kitaptır.
- Eserde 70’ten fazla sohbet vardır.
- Sohbetlerin asıl konusu tasavvuftur.
Mecalis-i Seb’a
- Mevlâna’nın yedi vaazının bir araya getirildiği eser.
Mektubat
- Ölümünden sonra bir araya getirilmiş olan 147 mektuptan oluşur.
Sultan Veled (1226 – 1312)
- Mevlevi şeyhi, mutasavvıf şair.
- Mevlâna’nın büyük oğludur.
- Mevlevi tarikatının kurucusudur.
- Eserlerini babası gibi Farsça yazdı. Eserlerinde sade ve akıcı bir Farsça kullanan
- Sultan Veled’in Divan’ında on dört Türkçe gazel vardır.
- Divandaki gazellerin çoğu Mevlâna’nın gazellerine nazire olarak yazılmıştır.
- İbtidanâme, İntihaname ve Rebâbname adıyla üç mesnevisi vardır.
- Mesnevileri arasında bir hal tercümesi olan İbtidaname one çıkar.
- Eser, Veledname olarak da bilinmektedir. Eser, Mevlâna ve etrafındaki kişiler hakkında bilgi vermek için yazılmıştır.
Eserleri: Divan, İbtidanâme (Veledname), İntihânâme, Rebâbname, Maarif
Ahmet Fakih (13.yy)
- yüzyıl divan şairi, mutasavvıf.
- Adı, Oğuz Türkçesinin ilk temsilcileri arasında geçmektedir.
- Hakkındaki bilgiler Mevlevi ve Bektaşi kaynaklarına dayanmaktadır.
- Anadolu’da, aynı mahlası kullanan birden fazla Ahmet Fakih vardır. Çoğu 13. yüzyılda yaşamış bu kişilerin birbirine karıştırıldığı açıktır.
- En önemli eseri Çarhname‘dir.
- Dini-ahlaki bir eserdir.
- Halkı bilgilendirmek için yazılmış didaktik bir eserdir.
- 83 beyitlik eser kaside nazım şekli ile yazılmıştır.
Hoca Dehhani (14.yy)
- Uzun yıllar ilk divan şairi olarak kabul edildi. Ancak 14.yüzyılın ikinci yarısında hayatta olduğuna dair bulgular bu durumu tartışmalı hale getirmiştir.
- Türkçesi oldukça sade, işlek ve samimidir.
- Şiirlerinde tasavvufa yer vermemiştir.
- Aşk ve tabiat şairi olarak kabul edilmektedir.
- Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey, şaire bir Selçuklu Şehnâmesi (Selçuknâme) yazmasını emretmiş ancak şairin ömrü anılan eseri tamamlamaya yetmemiştir.
- Divanı, yakın zamanda Medine’de Arif Hikmet Bey Kütüphanesinde bir divan mecmuası içinde bulunmuştur. Ancak bu eser, mürettep (tertip edilmiş, düzenlenmiş) bir divan değildir.
Şeyyâd Hamza (? – ?)
- Anadolu sahası Türk edebiyatının ilk şairlerindendir.
- Şiirlerinin hemen hepsi dini-tasavvufi içeriklidir.
- Hece ölçüsüyle yazdığı şiirler de vardır.
- Peygamber’e duyduğu sevgi, ölüm ve donemin idarecilerine karşı takındığı eleştirel tutum şiirlerinde dikkat çeken temalardır.
- Şairin naat türünde beş kasidesi vardır.
- Yusuf ile Züleyha adlı mesnevi en ünlü eseridir.
Eserleri: Yusuf ile Züleyha, Dâsitan-ı Sultan Mahmut, Ahvâl-i Kıyâmet, Mirâcnâme, Vefat-I Hazret-i Muhammed aleyhi’s-selam
Ahmedi (1334? – 1413?)
- yüzyıl divan şairi ve hekimdir.
- Döneminin en çok eser veren şairidir.
- Asıl adı Tâceddin İbrâhim’dir.
- Hayatı hakkında bilinenler sınırlıdır.
- 1334 ya da 1335 yılında doğan şairin doğum yeri belli değildir.
- Bir dönem Mısır’da bulunduğu, ardından Germiyan Sarayında, Aydınoğulları Beyliğinde ve son olarak da Osmanoğullarında yaşadığı bilinmektedir.
- Şair seksenli yaşlarında Amasya’da ölmüştür.
- yüzyılın en önemli divan şairidir.
- Ahmedi divan tertip eden (mürettep divan) ilk şairimizdir.
- Şairin Divan’ı dışında öne çıkan iki eseri İskendernâme ile Cemşid u Hurşid adlı mesnevilerdir.
İskendername
- İskendernâme, İslami edebiyata ait bir türdür. Bu türdeki eserlerin bir kısmı mensur (düzyazı) iken çoğu manzumdur. Türk edebiyatında tespit edilebilmiş manzum altı İskendernâme vardır.
- Türk edebiyatındaki bilinen ilk manzum İskendername Ahmedi’ye aittir.
- İskendernâme, Yıldırım Bayezit’in büyük oğlu Emir Süleyman’a sunulmuştur.
- Mesnevi nazım şekliyle yazılan eser, yaklaşık 8200 beyittir.
- İskendername; Büyük İskender’in hayatına, aşklarına ve fetihlerine dair tarihlerden, rivayetlerden, destanlardan derlenmiş bilgilerle meydana getirilmiş, büyük bir manzum hikayedir.
- Tarih, geometri, astronomi, tıp, felsefe, siyaset, etik, teoloji gibi değişik konularda da okuyucuyu bilgilendiren eser ansiklopedik özellikler gösterir.
- Ahmedi, eserin konusunu İran edebiyatından almış olsa da onu kendi bilgisi, sanatı ile süsleyip genişleterek orijinal bir eser ortaya koymuştur.
Cemşid ü Hurşid
- Mesnevi nazım şekli ile yazılmış klasik bir aşk hikayesidir.
- Eserde, Çin hükümdarının oğlu Cemşid ile Rum sultanının kızı Hurşid arasında geçen aşk hikâyesi anlatılır.
- Eser yaklaşık 5000 beyittir.
- İran edebiyatından esinlenerek kaleme alınan eser Ahmedi’nin dilinde çeşitli hikâyelerle zenginleşmiş ve yerlileşmiştir.
Tüm Eserleri: Divan, İskendernâme, Cemşîd ü Hurşîd, Tervîhu’l-ervâh, Mîzânü’l- edeb, Mi’yarü’l-edeb, Mirkâtu’l-edeb
Âşık Paşa (1272 – 1332)
- Mutasavvıf, divan şairi.
- Yaşadığı dönemde Türkçeye verdiği önemle öne çıkmıştır.
- Türkçenin Anadolu’da bir edebiyat dili olarak kabul edilmesinde en büyük pay onundur.
- Şiirlerinde hem hece hem de aruzu kullanmıştır.
- Sanat anlayışında Yunus Emre ve Mevlâna etkisi görülür.
- En önemli eseri bir mesnevi olan Garipnâme‘dir.
- Garipnâme, ahlak ve tasavvuf üzerine yazılmış bir nasihatnamedir.
- Yaklaşık 12.000 beyitten meydana gelen didaktik bir eserdir.
- Eser açık ve sade bir Türkçe ile şekilde yazılmıştır.
- Ahlak ve tasavvuf üzerine yazılmış bir nasihatnamedir.
- Türk edebiyatının 14. yüzyıldaki en büyük mesnevisidir.
- Aruzun “failatün failatün failün” kalıbıyla yazılan eser on bölümdür.
- Eserde Mevlâna’nın Mesnevi adlı eserinin etkisi açıktır.
- Eser açık ve sade bir Türkçe ile şekilde yazılmıştır.
Kadı Burhaneddin (1345 – 1398)
- yüzyıl devlet adamı, âlim, divan şairi. Sivas Kadısı’dır.(Emiri)
- Tuyuğ şairi olarak tanınır. Bu türün yaratıcısı olarak da sayılır.
- Daha çok beşerî aşkı anlatan şiirler kaleme aldı.
- Şiirlerini Azeri Türkçesine yakın bir dille yazdı.
- En önemli eseri Divan’ıdır. Tek nüshası Londra British Museum’da bulunan eserde
- 1268 gazel, 20 rubai ve 116 tuyuğ bulunmaktadır.
- Divanda atasözleri, deyimler, hikmetli sözler oldukça fazladır.
Nesimî ( ?- 1404 )
- yüzyıl divan şairi, Hurufi şeyhi.
- Doğum yeri ve tarihi hakkındaki bilgiler çelişkilidir.
- Bütün kaynaklarda “Seyyid” unvanıyla anılmaktadır.
- Şiirlerinden anlaşıldığı üzere iyi bir eğitim almıştır.
- Azerbaycan, İran, Irak ve Anadolu’da yayılan Hurufi tarikatine mensuptur.
- Hurufilik’in kurucusu Fazlullah-ı Hurufi’nin Timur tarafından idam edilmesi üzerine Azerbaycan’dan ayrılıp Anadolu’ya gelir.
- Anadolu’da fikirlerini yayabilecek ortamı bulamayan Nesimi, Halep’e gider. Burada Hurufi şeyhi olarak çeşitli faaliyetlerde bulunur.
- Şeriata aykırı bulunan sözleri bahane edilerek Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüştür.
- Ölümü halk arasında büyük bir tepkiye neden olmuş, özellikle Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da hakkında birçok menkıbe meydana gelmiştir. Nesimi’nin yüzülen derisini omzuna atarak Halep’in on iki kapısından birden çıkıp kayıplara karıştığı rivayeti bunlardan biridir.
- Özellikle Bektaşi tekkelerinde derin bir sevgi ve saygı ile yaşatılan Nesimi, Alevi geleneğindeki “Yedi Ulu Ozan”dan biridir.
- Azeri Türk edebiyatının önde gelen şairlerindendir.
- İnandığı şeyleri büyük bir coşku ve heyecanla ifade eden şair, taşkın bir üsluba sahiptir.
- En güzel şiirleri, ilahi aşkı konu ettiği lirik gazelleridir.
- Dönemine göre sade bir dile sahiptir. Sade Türkçe ile yazdığı şiirler, geniş kitleler tarafından sevilmesini sağlamıştır.
Eserleri: Türkçe Divan, Farsça Divan, Mukaddimetü’l-Hakâyık
Hurufilik: 14. asırda İran’da kurulan mistik ve felsefi akım. Hurufiler, kutsal metinlerdeki harf ve sözcüklerin sayısı, sırası ve diziliminin belirli şifreler barındırdığı iddiasındadır.
Gülşehri (?-?)
- Mutasavvıf, divan şairi.
- Mahlas olarak yaşadığı yer olan Kırşehir’in eski adını seçmiştir.
- Hayatı hakkında bilinenler sınırlıdır.
- yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır.
- Geniş bir tasavvuf kültürüne sahip olan Gülşehri’de Mevlâna etkisi açıktır.
- Eserlerinden İslami ilimler yanında matematik, mantık ve felsefeye de hâkim olduğu anlaşılmaktadır.
- Devrindeki birçok şairin aksine Türkçeyi edebi eser vermek için yeterli görmüştür.
- Eserleri daha çok didaktik özellik gösterir.
- Dili devrine göre oldukça sade ve açıktır.
- En önemli eseri Mantıku’t-tayr adlı alegorik mesnevidir.
- Eserleri: Felekname, Mantıku’t-tayr, Kerâmât-ı Ahî Evran, Aruz-ı Gülşehri
Felekname
- Farsça mesnevi.
- Tasavvufî ve ahlâkî bir eserdir.
- Gülşehrî, eserinde Mevlâna’nın Mesnevi’sinden de faydalanmıştır.
Mantıku’t-Tayr
- Vahdet-i vücut inancını işleyen alegorik mesnevi.
- Eserin adı “kuşların konuşması” anlamına gelmektedir.
- Gülşehri eseri, İranlı Feridüddin Attar’dan Türkçeye tercüme etmekle kalmamış farklı metinlerle zenginleştirmiştir.
- Gülşehri, çeşitli kaynaklardan hikâye aldığı gibi kendisi de hikâyeler yazmıştır.
- Gülşehri’nin yararlandığı kaynaklardan biri de Mevlâna’nın Mesnevi’sidir. Bu açıdan bakıldığında Türk edebiyatında Mesnevi’den tercümeler yapan ilk şairdir.
- Eserde, bütün yaratılmış ruhları temsil eden kuşların Allah’ı temsil eden efsanevi kuş Simurg’u arayışları anlatılır.
- Allah’a varmak için asırlarca uçan kuşlara Hüthüt adlı ermiş bir kuş rehberlik eder.
- Yolculuk sırasında geriye sadece otuz kuş kalır.
- Mutlak vücuda ulaşan kuşlar aradıkları Simurg’un yine kendileri olduğu gerçeğine ulaşacaklardır.
- Hikâye, tasavvufun esasını teşkil eden vahdet-i vücudu anlatmaktadır.
Hoca Mesud (?-?)
- yüzyıl divan şairi.
- Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur.
- Devrinin önemli ilim adamlarından biridir.
- Eserlerinden İran edebiyatını yakından tanıdığı, Farsça ve Arapçayı iyi bildiği anlaşılmaktadır.
- yüzyılda din dışı mesnevi edebiyatının önde gelen ismidir.
- En önemli eseri Süheyl ü Nevbahar adlı mesnevidir.
Eserleri: Süheyl ü Nevbahar, Ferhengnâme-i Sadi
Süheyl ü Nevbahar
- Eski Anadolu Türkçesiyle yazılan eser 1350’de tamamlanmıştır.
- Eser, Farsçadan Türkçeye serbest tercümedir.
- 5703 beyitten oluşan eserin ilk 1000 beyti Hoca Mesut’un yeğeni İzzettin Ahmet tarafından yazılmıştır.
- Eser, Türk edebiyatında beşerî aşkı konu alan ilk mesnevi olması bakımından önemlidir. Eserde Yemen padişahının oğlu Süheyl ile Çin hükümdarının kızı Nevbahar arasındaki aşk macerası anlatılır.
- Eser devrine göre oldukça sade bir Türkçeyle yazılmıştır.
- Eser tercüme olmasına karşın deyim ve atasözü yönünden oldukça zengindir.
- Dinî, ahlâki nasihatlerin de yer aldığı eser, didaktik özellik gösterir.
Ferhengnâme-i Sadi
- Eser, Sadi-i Şirazi’nin Farsça “Bostân” adlı eserinden seçilmiş şiirlerin tercümesidir.
- 1354’te yazılan eser 1073 beyitlik bir mesnevidir.
15.YÜZYIL
- ılda divan şiiri büyük ölçüde kuruluşunu tamamlamıştır.
- Anadolu’da Türk birliğinin kurulması ve özellikle İstanbul’un fethiyle (1453) Osmanlı sarayı ve İstanbul kültürel açıdan da bir cazibe merkezi hâline gelmiştir.
- Bu dönemde, şairleri korumanın yanı sıra kendileri de şiir yazan padişahlar vardır. Fatih Sultan Mehmet, Avni; II. Bayezid ise Adli mahlasıyla şiirler yazmıştır.
- Bu asrın Anadolu’daki üç büyük şairi Şeyhi, Ahmet Paşa ve Necati’dir. Şeyhi mesnevi, Ahmet Paşa kaside, Necati ise gazelleriyle öne çıkar.
Ahmet Dai ( ? – ? )
- yüzyıl divan şairi ve yazarı.
- Asıl adı Ahmet olup Dai mahlasıdır.
- yüzyılın ikinci yarısı ile 15.yüzyılın ilk yarısında yaşadı.
- Germiyanoğulları Beyliği zamanında kadılık yaptı.
- Germiyan toprakları Osmanlı Devleti’ne katılınca sırayla Emir
- Süleyman, Çelebi Mehmet ve II. Murat’ın hizmetine girdi.
- Çelebi Mehmet zamanında Şehzade Murat’ın hocalığını yaptı.
- Divan şiirinin kurucu şairlerinden biridir.
- Çeşitli konularda -çoğu tercüme- birçok eser vermiştir.
- Şiirlerinde kulağa hoş gelen, akıcı ve anlaşılır bir dil kullanmıştır.
- Türkçe ve Farsça olmak üzere iki divanı vardır.
- Murat’ın eğitimi sırasında hazırladığı “Ukudü’l-cevâhir” 650 beyitten oluşan
- Arapçadan Farsçaya manzum bir sözlüktür.
- “Teressül” adlı eseri; mektup türlerini, yazışma kurallarını anlatan mensur bir eserdir. Teressül, bilinen ilk Türkçe inşa (düzyazı) kitabıdır.
- En önemli eseri Çengname adlı mesnevidir.
Çengnâme
- 1406’da yazılan eser Emir Süleyman’a sunulmuştur.
- 1446 beyitlik bir mesnevidir.
- Eserin adı “çeng” adı verilen Türklere has bir müzik aletinden gelmektedir.
- 24 bölümden oluşan tasavvufi bir eserdir.
- Alegorik özellik gösterir.
- Eserde “çeng” insanı sembolize eder.
- Tıpkı çengin aradığı gibi insanda bu dünyada aslını aramaktadır.
Eserleri: Türkçe Divanı, Farsça Divanı, Çengnâme, Teressül, Ukudü’l-cevâhir (sözlük)
Şeyhi (1375-1431)
- yüzyıl divan şairi.
- Kütahya’da doğdu. Asıl adı Yusuf Sinan’dır.
- Şair Ahmedî’den ve zamanın diğer bilgilerinden ders almış, İran’da tıp ve tasavvuf öğrenmiştir.
- Göz hekimi olan şair, Hekim Sinan olarak da bilinir.
- Bayezit, Süleyman Çelebi, Çelebi Mehmet, II.Murat dönemlerinde yaşayan şair Germiyan beyi II.Yakup’un tabipliğiyle birlikte musahipliğini de yapmıştır.
- Tezkiretü’ş-Şuarâ’da anlatıldığına göre Şeyhî İran’dan Kütahya’ya dönerken Ankara’ya uğramış ve Hacı Bayrâm-ı Velî’ye bağlanmıştır. Şairin “Şeyhî” mahlasını bu sebeple aldığı ileri sürülmektedir.
- Ankara’da Çelebi Mehmet’i tedavi etmesi üzerine (1415) kendisine Tokuzlu köyü tımar olarak verildi. Bu köye giderken tımarın eski sahipleri tarafından soyuldu. Harnâme adlı mesnevisi bu olayı anlatmak için yazılmıştır.
- Mezarı Kütahya Dumlupınar’dadır.
- Şeyhi, klasik şiirin ilk büyük ustalarındandır.
- Ününü daha çok mesnevi alanında kazanmıştır. Hüsrev ü Şirin ve Harnâme adlı eserleriyle Türk edebiyatında mesnevi sahasının önemli isimlerinden biridir.
- Eserlerinde tasavvufi unsurlara rastlansa da daha çok din dışı konuları işlemiş, şiirlerini özgür ve geniş bir anlayışla yazmıştır.
- Şeyhi; dili, imgeleri ve canlı betimlemeleriyle kendinden sonra gelenleri de etkilemiştir.
Ahmed Paşa (? – 1497)
- yüzyıl divan şairi.
- Babası, II.Murat devrinin kazaskerlerindendir.
- Müderrislik, kadılık yaptı. Fatih Sultan Mehmet’in takdirini kazanarak kısa zamanda kazasker oldu. Sonrasında vezirliğe kadar yükseldi.
- Bir kabahati nedeniyle Fatih’in hışmına uğrayarak zindana atıldı. Yazdığı Kerem Kasidesi sayesinde zindandan kurtuldu.
- İstanbul’dan sürgün edilerek Fatih’in vefatına kadar sancak beyi olarak görev yaptı.
- Bayezit zamanında aynı görevle Bursa’ya tayin edildi. Padişah tarafından takdir görse de İstanbul’a çağrılmayan şair, Bursa’da öldü.
- yüzyılın Şeyhi’den (öl. 1431) sonraki en güçlü divan şairidir.
- Yaşadığı dönemde Sultânü’ş-şuarâ (şairlerin sultanı) olarak anıldı.
- Gerek çağdaşı gerekse kendisinden sonra gelen şairler üzerinde etkili oldu.
- Gazel özellikle de kaside türünde öne çıktı.
- Açık, temiz ve zarif bir Türkçe kullandı.
- İnce ve zengin bir hayal gücüne sahiptir.
- Tasavvufla ilgilenmemiştir.
- Nazire geleneğinin öncü ismidir. Çağdaşı veya kendinden önceki bazı şairlere yazdığı nazireler ile bu yolda başarılı örnekler verdi. Ayrıca kendisinden sonraki şairleri de nazire söylemeye özendirmiştir.
- Fatih Sultan Mehmet’e yazdığı “Kerem Kasidesi” dışında “benefşe” ve “âb” redifli kasideleri de çok meşhurdur.
Eseri: Divan
Necati Bey (? – 1509)
- asrın sade bir Türkçe ile gazeller söyleyen şairidir.
- Edirne’de Fatih Sultan Mehmet’in ilk saltanat yıllarında (1444-1446) doğduğu tahmin edilmektedir.
- Asıl adı İsa’dır.
- Ailesi hakkında bilgi yoktur. Çocukken Edirneli yaşlı bir hanım tarafından köle olarak alınıp sonradan evlat edinilmiştir.
- Şiir yazmaya yöneldiği gençlik yıllarında Edirne’den ayrılıp
- Kastamonu’ya gitti. Kastamonu’da hattatlık da yapan şair, “Necati” mahlasıyla adını duyurmaya başlar.
- “Döne döne” redifli gazelinin Bursa’da şair Ahmet Paşa’ya ulaşması ve beğenilmesi bu döneme rastlar.
- Şiirleriyle Fatih’in dikkatini çekince İstanbul’a giderek divan kâtipliğiyle görevlendirildi. Fatih’in vefatının ardından II. Bayezid’in takdirini kazanan Necati,
- Karaman’da Şehzade Abdullah’ın divan kâtibi oldu.
- Üç yıl sonra Şehzade’nin aniden ölmesi üzerine İstanbul’a dönen şair bir süre de
- Manisa’da Şehzade Mahmut’un yanında nişancı rütbesiyle bulunmuştur. Şair bu vazifeden sonra daha çok “Necati Bey” olarak anılmıştır.
- Şehzade Mahmut da genç yaşta ölünce İstanbul’a döner. Şair, yeni bir görev kabul etmeyip Vefa semtindeki evinde ilim ve sanat sohbetleri düzenleyerek yaşamayı tercih etmiştir.
- Necati Bey, 1509 yılında İstanbul’da ölmüştür.
- Şeyhi ve Ahmet Paşa’dan sonra 15.yüzyılın üçüncü büyük şairidir.
- Hüsrev-i Rûm olarak da anılmıştır.
- Necati’nin dili özellikle gazellerinde oldukça sadedir.
- Necati Bey, yaşadığı çağda Türkçeye gerçek değerini vermiş ve Türkçeyi bir şiir dili olarak başarıyla kullanmıştır.
- Şiirlerinde atasözü ve deyimlere yer vermiştir (bkz. irsalimesel).
- Latifi’nin tezkiresinde yazdığına göre Necati şiirde atasözü söylemeyi olgunluğa eriştiren, gazel tarzında yeni bir çığır açan ve kendisinden önceki şairlerin üslubunu hükümsüz bırakan bir şairdir.
- Fuzuli ve Baki gibi büyük şairler onun şiirlerine nazireler söylemiştir. Şairin elde bulunan tek eseri Divan’ıdır. Çok sayıda nüshası bulunan Divan’da karşılaştırmalı yapılan çalışmalara göre 25 kaside ve 650 gazel bulunmaktadır.
Süleyman Çelebi (1351-1422)
- Mevlit şairi.
- Hakkında bilinenler sınırlıdır.
- 1351’de Bursa’da doğdu.
- Yıldırım Bayezid devrinde bir süre Dîvân-ı Hümâyun imamlığı yapan Süleyman Çelebi, 1400’de tamamlanan Bursa Ulucami imamlığına getirilmiştir.
- Bilinen tek eseri daha çok “Mevlit” adıyla tanınan Vesiletü’n Necat’tır.
- Mevlit Nedir?
- Arapça “velede” (doğmak veya doğurmak) kökünden türeyen “mevlit”in sözcük anlamı doğum yeri ve zamanıdır.
- Mevlit sözcüğü ilk etapta Hz. Peygamberi hatırlatırken aynı kökten gelen milat sözcüğü ise Hz. İsa’yı çağrıştırmaktadır.
- Mevlit, Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümünde yapılan törenlerde okunmak üzere yazılmış eserlerin ortak adıdır.
- Siyer kitaplarındaki manzum parçalar, bu türün ilk örnekleri olarak kabul edilebilir.
- Vesiletu’n Necat
- Vesiletü’n Necat (Kurtuluş Vesilesi) halk arasında Mevlit olarak bilinir.
- Eser, mevlit türünün en çok bilinen ve en güzel örneğidir.
- Birçok dile çevrilen eser, 1409’da yazılmıştır (15.yüzyıl eseri)
- Vesiletü’n Necat; doğum, sünnet, askere gönderme, evlenme, ölüm gibi özel merasimlerde mevlithanlar tarafından müzik eşliğinde icra edilir.
- Eserin içinde kaside şeklinde yazılmış şiirler olsa da Mevlit (Vesiletü’n Necat) bir mesnevidir.
- Aruzun “fâilâtün failâtün failün” kalıbıyla yazılan eser 768 beyittir.
- Birçok beyti sehl-i mümteni örneği kabul edilen eser sade bir Türkçe ile yazılmıştır.
- Eser sanatlı bir üsluba sahiptir.
- Eserin belli başlı bölümleri şunlardır: tevhit – münacat, velâdet (Hz. Peygamberin doğumu), mucizât (Peygamberin mucizeleri), miraç (göğe yükselişi), vefat ve dua.
- Eserin kısa zamanda gördüğü büyük ilgi sonrasında Vesiletü’n Necat’a benzer başka mevlitler de yazılmıştır.
Ali Şir Nevai (1441-1501)
15.yüzyıl divan şairi, yazar, âlim, devlet adamı.
1441’de Heratta doğdu.
Nevaî’nin ataları sarayda görev yapmış asilzadelerdir.
Hayatının önemli bir kısmı yakın arkadaşı Herat Sultanı Hüseyin Baykara’nın yanında ve hizmetinde geçmiştir.
Hüseyin Baykara’dan sonra ülke yönetimindeki en önemli isim olmuştur.
Yaptığı çalışmalarla Herat’ı ilim, sanat ve medeniyet merkezi haline getirmiştir.
Bir Türk dili milliyetçisi olan Nevai, yaşadığı dönemde özellikle yabancı dillere karşı Türkçeyi korumaya çalışmıştır.
Ali Şir Nevai, 3 Ocak 1501’de Heratta ölmüştür.
Çağatay edebiyatının (Doğu Türkçesi) kurucu ismidir.
Sadece Çağatay edebiyatının değil bütün Türk edebiyatının önde gelen sanatçılarından biridir.
Divan şiirine millî ve mahallî unsurlar kazandırmıştır.
Türkçe eserlerinde Nevâî, Farsça şiirlerinde ise Fânî mahlasını kullanır.
Canlı ve ahenkli bir üsluba sahiptir.
Çağatay Türkçesinin en güzel tuyuğ örneklerini vermiştir.
Türk edebiyatının ilk hamse yazarıdır.
Edebiyatımızın ilk şuara tezkiresi de ona aittir (Mecalisü’n Nefais).
En önemli eseri Türkçenin Farsçaya karşı üstünlüğünü kanıtlamaya çalıştığı
Muhakemetü’l Lugateyn adlı eseridir.
Şiirleri dışında tarih, hal tercümesi, tezkire, müzik, aruz gibi farklı konu ve türlerde yazdığı birçok eseri vardır.
Önemli Eserleri
Hamsesini oluşturan mesnevileri şunlardır:
- Hayretü’l-Ebrar
- Leyla ile Mecnun
- Ferhad ü Şirin
- Sedd-i İskenderî
- Seb’a-i Seyyare
Hamse dışında kalan mesnevi
Lisânü’t-tayr
Divanları: Dördü Türkçe, biri Farsça olmak üzere beş divanı vardır.
Muhakemetü’l Lûgateyn (İki dilin karşılaştırılması):
Ali Şîr Nevâî tarafından Çağatay Türkçesi ile yazılmış bir dilbilgisi eseridir. Nevai’nin dil alanındaki millî şuurunu gösteren önemli bir eserdir. Genç Türk şairlerin Farsça şiir yazmaya özenmeleri üzerine yazılmıştır. Nevai, Türkçe ile Farsçayı örnekler üzerinden karşılaştırarak Türkçenin üstünlüğünü savunmuştur.
“Türk’ün beceriksiz ve değersiz gençleri, kolaydır diye, Farsça şiir söylemeye özeniyorlar … Türk dilinin genişliği bu kadar tanıklarla anlaşıldıktan sonra, yetenekli Türk gençlerinin kendi dilleri dururken başka dille şiirlerini yazmamaları gerekirdi. Eğer her iki dilde eser verebilecek yetenekteyseler kendi dillerinde daha çok eser vermeliydiler. Doğrusu şudur ki bunlar, Türkçe şiir söyleyecek güçte değildirler.”
Mecalisün Nefais: Türk edebiyatının ilk şuara tezkiresidir. Nevâî, Timur döneminden başlayarak özellikle çağdaşı olan şairleri tanıtarak şiirlerinden örnekler vermiştir.
16. YÜZYIL
Lamiî Çelebi (1473-1532)
- Divan şairi, Nakşibendi şeyhi.
- İranlı âlim ve şair Molla Cami’den (öl. 1492) yaptığı çevirilerle tanındı.
- Hamse sahibidir.
- Çevirdiği eserleri Türk kültür ve edebiyatına adapte etme konusunda oldukça başarılıdır.
Eserleri: Otuzun üzerinde e eseri vardır. Bazıları:
- Guy u Çevgan
- Salâmân u Absâl
- Ferhat u Şirin
- Şem ü Pervane
- Vamık u Azra
- Veyse vü Râmîn
- Mevlidu’r-Resul
- Maktel-i Âl-i Resûl
- Şehrengiz-i Mevazı’-ı Şerife-i Bursa
- Mehabib-i Dil-firib-i Bursa
- Hayretname
Taşlıcalı Yahya (? / 1582)
- Divan ve hamse sahibi, asker şair.
- yüzyılın önemli şairlerindendir.
- Aslen Arnavut olan şair, şiirlerinde “taşlık yerden” geldiğini söylemesi nedeniyle “Taşlıcalı Yahya Bey” olarak tanınmıştır.
- Devşirme olarak Acemi Oğlanlar ocağına alınmıştır.
- Yavuz Sultan Selim ve Kanuni devirlerinde Çaldıran, Mısır, Viyana ve Almanya gibi önemli seferlere katılmıştır.
- Yavuz Sultan Selim, Kanun, II. Selim ve III. Murat olmak üzere dört padişah devri görmüştür.
- Yahya Bey, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, bu sebeple zaman zaman devrin ileri gelenleriyle sıkıntılar yaşayan bir kişidir.
- Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra Kanuni’nin himayesini kaybeden sanatçı, İzvornik sancağına sürgün gitmiştir.
- 1582’de Bosna’da ölmüştür.
- Dili dönemine göre sade, üslubu akıcı ve samimidir.
- Kuvvetli bir divan şairi olmasına rağmen daha çok mesnevileriyle tanınmıştır.
- Hamse sahibidir. (hamse, beş mesneviden oluşan eser bütünü)
- Hamsesini oluşturan mesneviler şunlardır: Şah u Geda, Gencine-i Raz, Yusuf u Zeliha, Kitab-ı Usul, Gülşen-i Envar.
- Yerli renkler ve sade bir dille kaleme aldığı mesnevileriyle öncü bir şairdir.
- Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın katledilmesi üzerine yazdığı mersiye de çok meşhurdur. Yazdığı mersiyede Sadrazam Rüstem Paşa’yı ve dolaylı olarak Kanuni Sultan Süleyman’ı suçlayıcı ifadelere yer vermiştir.
Şehzade Mustafa Mersiyesi’inden …
Meded meded bu cihânun yıkıldı bir yanı
Ecel Celâlîleri aldı Mustafa Han’ı
Günümüz Türkçesi:
İmdat! Eyvahlar olsun! Bu cihanın bir yanı yıkıldı
Ölüm eşkıyaları aldı Mustafa Hanı
Tulundı mihr-i cemâli, bozuldı dîvânı
Vebâle koydılar âl ile Âl-i Osmânı.
Günümüz Türkçesi:
Güzel yüzünün güneşi battı, divanı dağıldı;
Padişahı bile hile ile günaha soktular.
Eserleri: Divan, Edirne Şehrengizi, İstanbul Şehrengizi, Şah u Geda, Gencine-i Râz, Yusuf u Zeliha, Kitab-ı Usul, Gülşen-i Envar.
Bağdatlı Ruhi ( ?- 1605)
- yüzyıl şair ve düşünürü.
- Osmanlı ordusunda sipahi olan şairin asıl adı Osman’dır.
- Babası gibi asker olan şair, sipahilikte dirlik alacak dereceye yükselmiştir.
- Kanuni ordularıyla Bağdat’a giderek Bağdat Beylerbeyi Ayas Paşa’nın maiyetinde bulunmuştur.
- Başta Bağdat valileri, Sultan Üçüncü Mehmet ve Vezir İbrahim Paşa olmak üzere devletin ileri gelenlerine kasideler sunmuştur.
- Askerlik görevinden ayrılınca hayatını diyar diyar dolaşarak geçirmiştir.
- Hayatını çeşitli zorluklar içinde geçiren şair Şam’da ölmüştür (1605 ya da 1606).
- Nüktedan, sanatkâr ve kudretli bir şairdir.
- Kalender bir yapıya sahip olan şair bir rinttir (rint; hayattan zevk almasını bilen, kaba sofu olmayan).
- Divan şiirinde az görülen sosyal eleştirinin en önemli ismidir.
- Şiirlerinde toplumun aksayan yönlerini ve çağının kusurlarını iğneleyici bir üslupla ortaya koymuştur.
- Mısralarına samimiyet, sadelik ve lirizm hakimdir.
- Şiirlerindeki dil, konuşma diline yakındır. Halk şairlerinin üslubunu andıran bir ifadesi vardır.
- Arapça ve Farsçayı şiir yazabilecek derecede bilmesine rağmen dil ve anlatımda sadeliği tercih etmiştir.
- En önemli eseri Terkibibent isimli manzumesidir. 17 bentlik bu uzun manzumede devrin kusurlu yanlarını işler.
- Şeyh Galip, Ziya Paşa ve Muallim Naci gibi bazı edebiyatçılar Bağdatlı Ruhi’nin bu eserine nazireler yazmıştır.
- Bağdatlı Ruhi’nin tek eseri Divan’ıdır.
- Divan’ında yer alan Terkibibent, divandan ayrı olarak da birkaç defa basılmıştır.
Eserleri: Divan, Terkibibent
Fuzulî (1483-1556)
16.yüzyıl divan şairi.
Asıl adı Mehmet’tir.
Kerbelâ’da doğan şairin tüm ömrü İslam aleminin önemli kültür ve medeniyet merkezleri olan Bağdat ve Kerbela’da geçmiştir.
“Benim makamım Kerbela toprağı olduğu için şiirlerim nereye gidererse onları hürmetle karşılamak lazımdır. Benim şiirerim altın değil, gümüş değil, inci değil, lal değil, topraktır fakat Kerbela toprağıdır. ” (Farsça Divan Mukaddimesi’nden)
Azeri Türkçesi ile şiirler yazan Fuzuli, Türk edebiyatının en büyük lirik şairi sayılır.
Türkçe dışında Arapça ve Farsçaya da hâkim olan Fuzuli, şiirlerini bu üç dilde yazmıştır.
Şah İsmail 1508’de Bağdat’ı ele geçirdiği zaman Fuzuli, adını duyurmaya başlayan genç bir şairdir. 1534 yılında Kanuni’nin Bağdat’ı fethetmesi üzerine padişaha beş kaside takdim eden şaire Bağdat vakfından bir maaş bağlanır. Ancak Fuzuli, bütün ömrü boyunca ne Safevilerden ne de Osmanlı’dan hak ettiği derecede hürmet ve destek göremez.
Fuzuli, Şii mezhebine bağlıdır. Mezhep savaşlarının ve karmaşanın hâkim olduğu bir coğrafyada yaşayan şairin söylediği şiirler ruh dünyasında yaşadığı acıların bir yansıması gibidir.
Fuzuli, 1556’da Bağdat ve çevresini kasıp kavuran büyük veba salgını sırasında vefat etmiştir. En sağlam rivayetlere göre ölüm yeri Kerbela’dır.
Şairin mahlası olan “Fuzûlî” kelimesi “fazla, beyhude, lüzumsuz” gibi anlamlara gelmektedir. Bununla beraber şairin mahlas olarak seçtiği sözcüğün ilim, marifet anlamındaki “fazl” sözcüğünün çoğulu olan “fuzül” sözüyle yakınlığı da açıktır. Şair bu mahlası niçin seçtiğini Farsça Divanı’nın ön sözünde şu şekilde açıklamaktadır.
“Şiire başlarken günlerce bir mahlas almak yolunda düşündüm. Seçtiğim mahlasa bir müddet sonra bir ortak çıktığı için bir başka mahlas alıyordum. Nihayet benden önce gelen şairlerin ibareleri değil mahlasları kapıştıklarını anladım. Karışıklığı ortadan kaldırmak üzere Fuzuli mahlasını seçtim. Bu adı kimsenin sevmeyeceğini ve bu sebeple almayacağını tahmin ettiğim için adaşlık endişesinden kurtuldum. Ayrıca ben, Allah’ın inayetiyle bütün ilim ve fenleri nefsinde toplamış bir insan olarak geçiniyordum. Mahlasım bu amacı da içine alır.”
Dönemine göre sade sayılabilecek bir dil kullanan Fuzuli’nin birçok beyti bugün bile kolayca anlaşılabilecek yalınlıktadır.
Tasavvuftan etkilendiği açıktır ancak onu mutasavvıf şair olarak tanımlamak mümkün değildir.
Şair her şeyin üzerinde gördüğü aşkı hem ilahi hem de beşerî boyutuyla ele almıştır.
Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in şehit edildiği yerlerde doğup büyüyen Fuzuli, bu coğrafyada yaşanan ızdırapları derinden hissetmiştir:
İlimden beslenmeyen şiiri temelsiz duvara benzeten şairin şiirlerinde dini-tasavvufi birikimi kadar tıp, kimya, matematik gibi bilimlerdeki birikimi de dikkat çeker.
Eserleri:
- Divanları: Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere 3 ayrı divanı vardır. Türkçe
- Divanı’nda yer alan ve bir naat örneği olan “Su Kasidesi” çok sevilmiştir. Su kasidesinden bir beyit:
Dest-bûsi ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâre su.
Günümüz Türkçesi: Ey dostlar! Eğer onun elini öpmek arzusuyla ölürsem, toprağımdan testi yapıp onunla yâre su sunun.
Leyla ile Mecnun: Asırlarca birçok şair tarafından kaleme alınan Leyla ile Mecnun mesnevilerinin en ünlüsü ona aittir.
- Beng ü Bade: Türkçe mesnevi. Esrar ve şarap anlamını gelen bu eser 444 beyitlik küçük bir mesnevidir. Esrar ile şarap arasındaki savaşı hikâye eden eser kimi araştırmacılara göre alegorik özellik göstermektedir. Esrar II. Bayezid’i, şarap ise Şah İsmail’i temsil etmektir. Fuzuli, eseri Bağdat’ı ele geçiren Şah İsmail’e sunmuştur.
- Rind ü Zâhid: Farsça mensur eser. Zahit bir baba ile rint oğlu arasındaki tartışmaları içeren alegorik bir eserdir. Diyaloglar şeklinde kaleme alınan eser kimi manzum parçalar da içermektedir.
- Heft Cam: Yedi Kadeh anlamına gelen Farsça mesnevi. Tasavvufi özellik gösteren eser Sakinâme olarak da bilinmektedir.
- Hadikatü’s Süeda: Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesini anlatan eser yer yer manzum parçalarla süslenmiş mensur bir eserdir.
- Şikayetname: Süslü nesir örneği mektup. 1534’te Kanuni Bağdat’ı fethedince Padişaha kasideler sunan Fuzuli’ye maaş bağlanır. Vakıftan 9 akçelik maaşını alamayan şair, Nişancı Celalzâde Mustafa Çelebi’ye bürokrasiyi, rüşveti, sosyal aksaklıkları konu edinen bir mektup yazar. Bu ünlü mektup şu cümleler ile başlar: “Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.”
Ya Rab
Benim tek hiç kim zâr ü perişan olmasın yâ Rab
Esir-i derd-i aşk u dağ-ı hicran olmasın yâ Rab
Demâdem cevrlerdir çektiğim bî-rahm bütlerden
Bu kafirler esiri bir muselman olmasın ya Rab
Görüp endişe-i katlimde ol mâhı budur derdim
Ki ol endişeden ol meh peşiman olmasın yâ Rab
Çıkarmak etseler tenden çekip peykânın ol servin
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasın yâ Rab
Cefa vü cevr ile mutâdım anlarsız nolur hâlim
Cefasina had u cevrine payân olmasın yâ Rab
Dimen kim adli yok ya zulmü çok her hal ile olsa
Gönül tahtına andan gayri sultân olmasın yâ Rab
Fuzuli buldu genc-i afiyet meyhane küncinde
Mübarek mülktür ol mülk viran olmasın yâ Rab
Nazım şekli: gazel
Aruz kalıbı: mefaîlun mefailun mefailun mefailun
Bâkî (1526-1600)
- yüzyıl divan şairi.
- İstanbul’da doğdu, asıl adı Mahmut Abdülbakî’dir.
- Babası Fatih Camii müezzinlerinden Mehmet Efendi’dir.
- Fakir bir ailenin çocuğu olan Baki gençliğinin ilk yıllarında camilerde kandillerin yakılması ve bakımı hizmetinde bulundu.
- Zamanın ünlü bilginlerinden ders gören Baki medreseye devam ederken bir yandan da şiirler yazdı.
- 38 yaşında müderris oldu, daha sonra sırasıyla kadılıklarda, Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerinde bulundu. Çok istediği hatta birçok kez eşiğine kadar geldiği şeyhülislamlık makamına ise erişemedi.
- Baki’nin yetişmesinde devrinde üstat olarak kabul edilen Zati’nin (ö.1546) etkisi büyüktür. Zati’nin Beyazıt Camii avlusundaki remilci dükkanına devrin genç şairleri gibi sık sık giden Baki, gazellerini onun eleştirisine sunmuştur.
- Baki, dünya nimetlerinin zevkini çıkarmasını bilen bir şairdir.
- Kanuni’nin hüküm sürdüğü yıllarda sultan-ı şuara (şairler sultanı) olarak anılmıştır.
- Nazım tekniği bakımından kusursuz mısralar söylemiştir.
- Daha çok bir gazel şairi olarak tanınmıştır.
- Şiirlerinde ilham ve coşkunluktan çok ustalık vardır.
- Şiirlerinde aruz kusuru yok denecek kadar azdır.
- Baki bir rinttir (rint; hayattan zevk almasını bilen, sofu olmayan).
- Şiirlerinde din dışı konuları işlemiş, tasavvuftan etkilenmemiştir.
- Dönemine göre sade bir İstanbul Türkçesi ile yazmıştır.
- Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı Kanuni Mersiyesi önemlidir. Bu mersiye şairin
- Divan’ında yer almaktadır.
- Baki mesnevi yazmamıştır.
- Şiirlerinde sözü güzel, etkili ve ahenkli söylemeye önem vermiştir. Bunun için türlü ahenk ve ritim uygulamalarından faydalanmaya çalışmıştır.
- Söz ve ses tekrarları şiirlerinde önemli yer tutar.
- Baki’de hoşa gitmeyen bir kelime, çirkin bir ses bulmak mümkün değildir. Bu mükemmellik bir yandan da kullandığı dili iyi bilmesinin sonucudur.
- Arapçadan yaptığı tercümeleri saymazsak tek eseri şiirlerinin toplandığı Divan’ıdır.
Eserleri
- Divan: Baki divanını ilk defa Kanuni Sultan Süleyman’ın isteğiyle onun sağlığında tertip etmiştir.
- Fezailü’l-cihâd (tercüme): Cihadın faziletlerinden hareketle Müslümanları cihada teşvik eden bu eseri Sokullu Mehmet Paşa’nın emriyle Arapçadan Türkçeye çevirmiştir.
- Fezail-i Mekke (tercüme): Mekke kadılığı esnasında yine Sokullu Mehmet Paşa’nın emriyle yaptığı çeviri.
- Mealimü’l Yakin Fi Siret-i Seyyidi’l Mürselin (tercüme): Arap âlimi Kastallani’ye ait siyer kitabının tercümesidir. İslâm ülkelerinde rağbet gören eseri Bakî tercüme ederken başka eserlerden de yararlanmıştır.
Gazel
Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdi çemende berg-i dıraht itibardan
Escâr-ı bag hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan
Her yanadan ayagına altun akup gelür
Ecar-ı bag himmet umar cuy-bârdan
Sahn-ı çemende turma salınsun sabå ile
Åzâdedür nihâl bugün berg ü bârdan
Bâkî çemende hayli perişan imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
Zâtî (1471-1546)
- yüzyıl divan şairi.
- 1471’de Balıkesir’de doğdu.
- Aşık Çelebi’ye göre asıl adı İvaz’dır. Ailesi hakkında pek bir bilgi yoktur.
- Balıkesir’de çizmecilik yaparken şiire heves eder.
- Manisa, Bursa, İznik ve Edirne’de bulunan şair, kırk yaşlarında İstanbul’a yerleşir.
- Kaynaklara göre hayatı boyunca duyma zorluğu çekmiştir.
- Düzenli bir eğitim alamayan şair, kendi kendini yetiştirdi.
- Bayezit’e sunduğu kasidelerle adını duyurdu.
- Koruyucusu olan Hadım Ali Paşa’nın ölümünden sonra yoksul düştü.
- Bayezit Camii yakınında bir remil dükkânı açan şair, fal bakıp muska yazmıştır.
- Geçim derdi çeken şair; bu nedenle sıradan müderrislere, kadılara ve bazı bilginlere kasideler yazmış hatta para karşılığı ısmarlama şiirler de yazmıştır.
- Şairin dükkânı bir süre sonra genç şairlerin toplandığı ve yetiştiği bir yere dönüşür.
- Kaynaklar Bâki’nin şairin öğrencisi olduğunu ve ondan ders aldığını belirtmektedir.
- Zati, tezkirelerde zeki, nüktedan, hazırcevap ve kalender bir kişi olarak anlatılır.
- Devrinde üstat olarak kabul edilen sanatçı, üç divan oluşturacak kadar çok gazel ve kaside yazmıştır.
- Kasideleri dışında özellikle gazellerinde sade bir dil kullanmıştır.
- Şiirlerinde atasözü ve deyimlere sıkça yer vermiştir. Kalıplaşmış bu ifadeler nedeniyle şiirlerinde çokça aruz kusuru vardır.
- Yaşadığı devrin sosyal hayatını şiirlerine yansıtmada başarılıdır.
- Çok sayıda şiir yazmasından dolayı tekrara düşmüştür.
- Remilci dükkânında kendisine getirilen şiirleri düzeltirken bazılarını alıp kendine mal ettiği yönünde olumsuz değerlendirmeler de yapılmıştır.
- Edirne Şehrengizi adlı eseri edebiyatımızın ikinci şehrengiz örneğidir.
Eserleri
- Divan
- Şem ü Pervâne: 4000 beyitlik mesnevi. Diyar-ı Rum Padişahının oğlu Pervane ile Şem’in aşkını anlatır.
- Edirne Şehrengizi: Şehrengizde “başlangıç, naat, padişaha övgü, Edirne tasviri, gündüz tasviri, güzeller tasviri ve hatime” bölümleri bulunmaktadır. Şehir tasviri bölümünde Edirne’nin eşsiz güzelliği, kalesi, bağları ve ırmakları mübalağalı bir şekilde tasvir edilmiştir. Eserin güzeller bölümünde ise 52 erkeğin övgüsü vardır. Zati güzelleri tanıtırken güzellerin meslek, isim veya lakaplarından yararlanmıştır.
- Letaif: İki bolümden oluşan eserin ilk bölümünde Zati’nin devrin ileri gelenleriyle şairleri hakkında yazdığı latifeler yer alır. İkinci bölümde ise dönemindeki meslek ve sanat erbabı mizahî yönden ele alınmıştır.
Hayâlî Bey (1497-1557)
16.yüzyıl divan şairi.
Asıl ismi Mehmet’tir. Geç evlendiği için lakabı Bekâr Memi’dir.
Bir Balkan şehri olan Vardar Yenicesi’nde doğdu.
Kuvvetli bir medrese tahsili görmediği eserlerinden anlaşılır.
Bir kalenderi şeyhinden tasavvuf terbiyesi alan şair, İstanbul’a gelinceye kadar rint bir derviş olarak avare bir hayat sürdü.
İstanbul’a geldikten sonra sanat çevresine giren şair, bir süre sonra Sadrazam İbrahim Paşa’nın vasıtasıyla Kanuni Sultan Süleyman tarafından tanınmıştır. Hayatının sonuna doğru Kanuni tarafından kendisine bir sancak ve Bey unvanı verilmiştir.
Fuzuli ve Baki’den sonra 16. yüzyılın en önemli şairidir.
Hayali, şiirlerinde genelde din dışı kalarak rindane bir tavır sergilemiştir.
Asıl şahsiyetini yansıtan şiirleri gazelleridir.
Şiirlerinde parlak ve ince imgeler, yeni buluşlar, renkli betimlemeler, akıcı bir söyleyiş vardır.
Bilinen tek eseri Divan’ıdır.
Bilmezler Redifli Gazeli
Cihân-âra cihân içindedir ârâyı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
Harabat ehline duzah azabin anma ey zahid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler
Şafak-gûn kan içinde dâğını seyretse âşıklar
Güneşte zerre görmezler felekte ayı bilmezler
Hamîde kadlerine rişte-i eşki takıp bunlar
Atarlar tir-i maksudu nedendir yayı bilmezler
Hayâlî fakr şalına çekenler cism-i uryânı
Anonla fahr ederler atlas u dîbâyı bilmezler
17.Yüzyıl
- Osmanlı İmparatorluğu’nun geçen asırlardaki ihtişamını kaybetmeye başladığı asırdır.
- Siyasi gerilemeye karşılık, bu yüzyıl edebiyatında gelişme ve yükselme devam eder. Bunun belli başlı sebebi, sanat ve edebiyat sahasında geçen asırlarda atılan temellerin sağlamlığıdır.
- Dönem padişahlarından I. Ahmet “Bahti”, II. Osman “Farisî”, IV. Murat da “Muradi” mahlasları ile şiir yazmışlardır. I. Ahmet ve II. Osman’ın şiirleri divan teşkil ederken genç yaşta ölen IV. Murat’ın şiirleri divan halinde toplanmamıştır.
- Divan şiirinin en büyük kaside şairi ve hiciv ustası olan Nefi ile hikemî tarzın kurucusu Nabi bu yüzyılın en önemli şairleridir.
Şeyhülislam Yahya (?-1644)
- yüzyıl divan şairi, şeyhülislam. İstanbul’da doğdu. Babası Şeyhülislam Bayramzâde Zekeriya Efendi’dir. Devrin büyük alimlerinden dersler alarak yetişti. Şehzade ve Üsküdar Valide Sultan medreselerinde müderrislik yaptı.
- Halep, Şam, Mısır, Bursa, Edirne ve İstanbul’da kadılık yaptıktan sonra Anadolu ve Rumeli Kazaskerliği ile görevlendirildi. Il. Osman döneminde şeyhülislamlığa getirildi. I. Mustafa, IV. Murat zamanında da görevine devam etti. Özellikle IV. Murat’ın sevgi ve saygısını kazandı.
- Sultan İbrahim döneminde itibarını kaybeden şair, 27 Şubat 1644’te İstanbul’da öldü.
- Şeyhülislam Yahya bir gazel şairidir.
- Şiirlerinde din adamı kimliğinden uzaklaşır.
- Şiirlerinde daha çok beşerî aşkı (rindane ve âşıkane konular) işlemiştir.
- Zevk ve eğlenceyi kalenderane bir üslupla şiirlerine yansıtmıştır. (kalender: sade yaşamaktan hoşlanan, alçak gönüllü)
- Divanındaki kısa bir naat ile tasavvufî içerikli Sâkinâme’si dışında dinî şiirler yazmamıştır.
- Şeyhülislam olmasına karşın şiirlerinde şaraptan, meyhaneden sıkça söz etmesi tutucu çevrelerce hoş karşılanmamıştır.
- Şiirlerinde riyakâr din adamlarına karşı hoşgörüyü, alçak gönüllüğü, içtenliği savundu.
- Keder ve sıkıntıya mümkün olduğunca yer vermedi.
- Özellikle gazellerinde deyim, atasözü ve halk deyişlerini sıkça kullandı.
- Söz sanatlarına, sözcük oyunlarına pek düşkün değildir.
- Eserlerinde İstanbul’un günlük hayatına dair ipuçları verir.
- Hayatın içinden seçtiği sahneleri anlatmada başarılıdır.
- Dönemi için sade sayılan bir İstanbul Türkçesi kullandı.
- Şairin, “Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur” mısrasındaki sadelik, Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından “bizim Türkçemiz” şeklinde ifade edilmiştir.
- Şiirlerinde sergilediği tavır, kullandığı dil, yararlandığı yerli unsurlar onu mahallîleşme akımının önemli temsilcilerinden biri yapmıştır.
- Şiir anlayışı açısından 16.yy şairi Baki ile 18.yy şairi Nedim arasında köprü vazifesi görevi görür.
Eserleri
- Divan
- Sakiname
Nefî (1575-1635)
- yüzyıl divan şairi.
- Erzurum doğumlu olan şairin asıl adı Ömer’dir.
- Sarıkamış Sancak Beyi Mehmet Bey’in oğludur.
- Babası ve dedesi sancak beyi olan Nefi’nin iyi bir eğitim aldığı,
- Arapça ve Farsçaya hâkim olduğu şiirlerinden anlaşılmaktadır.
- Padişah ve sadrazamlar tarafından büyük bir ilgi görse de hayatı boyunca küçük memuriyetler dışında bir görev elde edememiştir.
- Özellikle IV. Murat’ın saltanatında saraydan büyük iltifat ve himaye görmüştür.
- Şairin hicivleri nedeniyle öldürülmüş olması hayatı ve şahsiyeti etrafında devamlı bir ilgi uyandırmıştır.
- Kaside nazım şeklinin Türk şiirindeki en büyük şairidir.
- Övdüğü kişileri betimlerken bol bol mübalağa sanatına başvurur. Buna rağmen en olmayacak şeyleri bile olağan gibi göstermeyi başarmıştır.
- Hicivleri ile de ünlüdür.
- Övgüde olduğu kadar yergide de sınır tanımamıştır.
- Önemli devlet adamlarını bile çekinmeden hicvetmiştir.
- Kendisini övme konusunda da benzersizdir. Şiirlerinin fahriye bölümlerinde kendisini zirvede ve ulaşılmaz görür. Bu nedenle onun yazdığı kasidelerde fahriye bölümleri olması gerekenden daha uzundur.
- Nefi, bir kasidesinin fahriye bölümünden alınan aşağıdaki beyitte şairlik tabiatını sultanın şahsı ile eş konumda görmektedir:
Benim gibi sena-hanın sen olsan n’ola memduhu
Ki zatın gibi tab’ım dahi bi-mânend ü hemtâdır
(Benim gibi bir övgücünün övdüğü kişi sen olsan buna şaşılmaz; çünkü senin kişiliğin gibi benim yeteneğim de bir tanedir, eşsizdir.)
- Nefi yazdığı kimi kasidelere fahriye ile başlamıştır. Bunun en çarpıcı örneği bir naat olan “Sözüm Kasidesi”dir. Nefi, bu şiirde otuz beyit boyunca şairliğini övmüş; geri kalan beyitlerde de Hz. Muhammed’i övmüştür.
Sözüm Kasidesinden …
Ben cihân-ârâ şehenşâh-ı cihân-ı ma’nâyım
Sözlerün de pâdişâh-ı kâmrânîdir sözüm
(Ben mana âleminin cihanı süsleyen yüce sultanıyım. Sözüm de bütün sözlerin bahtiyar sultanıdır.)
- Murat gibi bir padişahın şiir yazarak Nefi’yi övmesi de kayda değerdir.
- Hicivleri yüzünden pek de sevilmeyen şairin hakkını vermek de padişaha düşmüştür.
Kendisi de şair olan IV. Murat, şairin ustalığını bir beyitte şöyle övmektedir:
Biz kelam nakliyüz nerde o sâhip-güftâr
Ana teslüm edelüm emrine münkad olalum
(Biz ancak sözü nakleden şairleriz halbuki o sözün-şiirin asıl sahibi, ona hakkını teslim edelim ve emrine boyun eğelim.)
Sebkihindi ve Nefi
- Söz sanatlarından çok anlama önem vermesi, sık sık mübalağa sanatına başvurması ve şiire yeni sözcükler sokarak Farsça terim ve atasözlerinden yararlanması gibi nedenlerle sebkihindiden etkilendiğini gösterir. Ancak tam anlamıyla bu tarzın şairidir demek yanlıştır.
Eserleri: Farsça ve Türkçe Divan, Siham-ı Kaza, Tuhfetü’l Uşşak
Divanları
Farsça Divanı: Nefi, oldukça yetkin olduğu Fars diliyle şiirler söylemiş ve bunları ayrı bir divanda toplamıştır. Farsça divanında çoğu nazire olarak yazılmış 16 kasidesi vardır. Tasavvuf düşüncesinin ağırlıkta olduğu bu divanda bilhassa Hazret-i Mevlana hakkındaki dört kasidesi dikkat çeker.
Türkçe Divanı: Nefi sanatını gazelde değil kasidede göstermiştir. Gazel sahasında az örnek veren şairin Türkçe divanında 62 kaside vardır. Her iki divanında da diğer nazım şekillerine göre kasideler çoğunluktadır. Türkçe divanındaki en uzun kaside IV. Murat’ın isteği ile yazdığı, 84 beyitlik rahşiyesidir.
Rahşiye: Divan edebiyatında at için yazılan kaside. Söz konusu edilen atlar olağanüstü özelliklere sahip olarak gösterilirler. Bu tür şiirlerde çoğu zaman o ata binen padişahın övgüsü içerisinde at ele alınıp anlatılır.
Tuhfetü’l-Uşşak: Nefi’nin Farsça divanında yer alan 97 beyitlik bir kasidedir. Ayrı bir eser olarak kabul edilen kaside bir naattır.
Siham-ı Kaza (Kaza Okları – hiciv): Şairin kaside, terkibibent, mesnevi, kıta gibi değişik nazım şekilleri ile yazdığı hicivlerini toplandığı kitaptır.
Hicivlerinden …
Nefi, eserinde devlet adamlarını, şairleri, sanatkârları kısaca devrin ismi duyulmuş birçok kişisini hicvetmiştir. Daha önce “Vezin tutarsa babamı bile hicvederim” diyen şair, Kırım Hanının hizmetine girmesi nedeniyle babasını da hicvetmiştir.
Sa’âdet ile nedîm olalı peder Hâna
Ne mercümek görür oldı gözüm ne tarhana
(Peder, hana mutlulukla arkadaş olalı gözüm ne mercimek ne de tarhana görür oldu.)
Peder degül bu belâ-yı siyehdür başuma
Sözüm yirinde n’ola güç gelürse ger Hâna
(Bu peder değil, başıma kara bir beladır. Sözüm yerinde söylenmiştir, hana ağır gelse de ne var?)
Benüm züğürtlük ile ellerüm taş altında
Muzahrefatun o dürr ü güher satar Hâna
(Benim züğürtlükten ellerim taş altında. O ise süprüntülerini inci ve cevher olarak hana satar.)
- Murat, Nefi’nin Siham-ı Kaza (Kaza Okları) adlı hiciv kitabını okurken sarayın yakınlarına bir yıldırım düşer. Bunu ilahi bir işaret olarak gören Padişah, şairi hiciv yazmaktan meneder. Hicivleriyle birçok düşman kazanan şair, bir daha kimseyi adamlarından Bayram Paşa’ya yazdığı hiciv, bu büyük şairin boğdurularak
Naili (? – 1666)
- Naili-i Kadim diye de anılır.
- Sebkihindi tarzının öncülerindendir.
- Süslü ve ağır bir dille yazdığı şiirleri Farsça kelimelerden oluşan ağır tamlamalarla doludur.
- Konularını geniş hayal dünyasından alır. Hayallerini ifade ederken soyut unsurları kullandığından şiirlerinin ilk bakışta anlaşılması zordur.
- Divanında şarkı ismini taşıyan şiirlere yer veren ilk şair Naili’dir.
- Şarkılarının teması aşk, sevgiliye duyulan özlem ve sevgilinin acımasızlığıdır.
- Divanı’nda 11 şarkıya yer veren şair, diğer şiirlerinin aksine şarkılarında sade bir dil kullanmış, yerli ve mahalli söyleyişlere yer vermiştir.
- Tek eseri Divanı’dır.
Nabî (1642-17212)
- yüzyıl divan şairi.
- Urfa doğumlu olup asıl adı Yusuf’tur.
- Fuzuli, Baki, Nefi, Nedim ve Şeyh Galip ile divan şiirinin altı büyük şairinden biridir.
- Hikemî şiirin (didaktik) divan edebiyatındaki en önemli temsilcisidir.
- Nabi, yaşadığı dönemde gördüğü haksızlıkları ve sosyal sorunları sanattan taviz vermeden işlemiştir. Şiirlerinde kimi zaman öğütler de veren şair sorunlara dair çözüm yolları da gösterir.
Seçtiği mahlasın anlamını açıkladığı beyit:
Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere
(Nâ ve bî Türkçede de kullanılan ve olumsuzluk bildiren ön eklerdir: bîçare, nâmahrem gibi)
- Nabi’nin en hassas olduğu konulardan biri de şiirde orijinalliktir. Ona göre şair, bilineni tekrardan kaçınmalıdır:
Taze bir ma’na-yı na-güfte zuhur etmeyicek
Kıyamam âb-ı ruhun dökmeye Nâbî kalemin
(Yeni bir sözü veya söyleyiş tarzını yakalamadıkça, kalemin yüz suyunu dökmeye kıyamam. )
- Şairin dili dönemine göre daha sadedir. Rahat ve kolay bir söyleyişi vardır.
- Bazı hikmetli mısraları atasözü gibi kabul edilmiş ve günümüze kadar gelmiştir.
Nabi’nin hikemi (didaktik) tarzına örnekler:
İlm bir lücce-i bi-sahildir
Anda alim geçinen cahildir
(İlim, kıyısı bulunmayan bir denizdir. Bu deniz karşısında alim geçinen cahildir.)
Bilmek elbette değil mi ahsen
Sorsalar “Ben onu bilmem ” demeden
(Ben bilmiyorum” demekten, bilmek daha güzel değil midir? )
Nabi ile ol afetin ahvalini naklet
Efsane-i Mecnun ile Leyla’dan usandık
(Nabi ile o güzelin hallerini yazın, şu Leyla ile Mecnun efsanesinden usandık.)
Dünyaya bu telaş nedir ey esir-i nefs
Rahat bulur mu avrat alan avrat üstüne
(Ey nefsine esir olan bu dünya telaşı nedir, birden fazla kadınla evlenmeye kalkan rahat yüzü göremez.)
Eserleri
Divan: Divanında 888 gazel vardır. Gazel onun en başarılı olduğu nazım şeklidir.
- Nabi’nin hikemî tarzını daha açık biçimde ortaya koyduğu şiirlerini ise kıta nazım şekli ile yazmıştır. Bu şiirlerde yaşadığı dönemden memnun olmayan şairin eleştirileri yer alır. Divanında 114 kıta vardır. Birçok nazım şeklinden örnekler verdiği divanında 28 adet de kaside vardır.
Divânçence: Farsca şiirlerinin ver aldılaı divan.
Hayriyye (Hayrinâme): Nabi’nin en önemli eseridir. 1701 yılında, yedi yaşındaki oğluna hitaben yazdığı bu eser mesnevi nazım şeklinin ve nasihatname türünün güzel örneklerinden biridir. Yaşlı, bilge bir babanın sevgili oğluna verdiği dinî, ahlâki, mesleki tavsiyeleri içerir.
Tercüme-i Hadis-i Erbain (Kırk Hadis): İranlı şair Câmî’nin aynı adlı eserinden yaptığı manzum çeviridir.
Hayrâbâd: Ferîdüddin Attâr’ın bir hikâyesinden yola çıkarak yazdığı bir mesnevi. Özellikle 18.asır sonlarında edebiyat çevrelerinde adeta benzerinin yazılmasına ihtimâl verilemeyecek kadar çok övülen bu mesnevi, daha sonraki zamanlarda etkisini yitirmiştir. 18.yüzyıl divan şairi Şeyh Galip, benzersiz bulunan bu eseri ve şairi Nabi’yi eleştirerek Hayrabat’a rakip olarak Hüsn-ü Aşk adlı bir mesnevi yazar.
Surnâme: IV. Mehmet’in şehzadelerinin sünneti nedeniyle yazdığı mesnevi.
Surnâmeler, padişahların kızlarının veya kız kardeşlerinin evlenme düğünleri ile şehzadelerin sünnet düğünleri nedeniyle yapılan kutlamaları anlatan manzum ya da mensur eserlerdir.
Tuhfetü’l-Haremeyn (manzum – mensur): Nabi nin 1089’da (1678-79) hacca gidişinden beş yıl sonra yazdığı eser XVII. yüzyılın süslü nesrine örnek teşkil eder. Şairin hac yolculuğunu ayrıntılı biçimde anlattığı kitapta Türkçe, Farsça ve Arapça şiirler de yer alır.
Münşeât (Mektupları): Nâbî’nin çeşitli zamanlarda, dostlarına ve devlet görevlilerine gönderdiği mektuplardan oluşan eseri. Eser ayrıca Nâbî’nin özel hayatına dair bilgiler de içermektedir.
Çıkmış Soru
Ahlakla ilgili öğütler veren, türlü hayat görüşlerini yansıtan, özdeyiş niteliğindeki sözlerin ağır bastığı gazellere hikemî gazel denir. Bu tarzdaki gazelleriyle —- ün salmıştır.
Yukarıda boş bırakılan yere aşağıda verilenlerden hangisi getirilmelidir?
(2010)
- A) Bâkî B) Fuzûlî C) Nedîm D) Nef’i E) Nâbî
Neşati (öl.1674)
- Mevlevî şeyhi, şair.
- Özellikle gazel türünün usta şairlerindendir.
- Sağlam bir dile ve zarif bir üsluba sahiptir.
- Şiirlerinde hayal inceliği, lirizm, samimiyet ve zarafet ön plandadır.
- Bir Mevlevî şeyhi olmasına rağmen mutasavvıf bir şair değildir.
- Şiirlerinde Sebkihindi etkisi görülür.
- Sebkihindi etkisiyle şiirlerinde gereksiz hiçbir sözcük kullanmayıp kısa gazeller söylemiştir.
- Yine Sebkihindi etkisiyle ağır bir dile sahiptir.
- Şiirlerinin önemli bir kısmını nazireleri oluşturur.
Eserleri: Divan, Hilye-i Enbiya, Edirne Şehrengizi
Azmizade Haleti (1570-1631)
- Divan şairi, devlet adamı.
- Edebiyatımızda rubai nazım şeklinin en önemli ismidir.
- Bu nedenle “Üstad-ı Rubai” ya da “Hayyam-ı Rum” gibi isimlerle anılmıştır.
- Rubailerinin toplamı 615’tir.
- Rubailerinde çoğunlukla dini-tasavvufi konuları işlemiştir.
- Divanındaki rubaileri ayrıca “Rubaiyyat-ı Haleti” adıyla bir araya getirilmiştir.
- Kaside ve gazellerinde ise vasatın üstüne çıkamamıştır.
- Özellikle gazellerindeki dil ve üslubu dönemine göre sadedir.
- Şiirlerinde deyim ve atasözlerine sıkça yer vermiştir.
Nevizade Atayi (1583 – 1635)
- Divan şairi, kadı.
- Önemli mesnevi şairlerinden biri olan şair, hamse sahibidir.
- Mesnevilerinde çok kullanılmış konular yerine yeni konuları ele almıştır.
- Öne çıkan mesnevileri Ålemnümå ve Hefthân’dır.
- Gazel ve kaside türlerinde de başarılı örnekler vermiştir.
- Şiirlerinde Şeyhülislam Yahya, Baki ve Nefi etkisi görülür.
- Yenilikçi ve gerçekçi bir üsluba sahiptir.
- Şiirlerinde dini-tasavvufî unsurlar oldukça fazladır.
- Atasözleri ve deyimleri çok kullanılmıştır.
- “Zeyl-i Şekaik” olarak bilinen mensur eseri 1558-1634 yılları içinde Osmanlı Devleti sınırları içinde yetişen şeyh, ilim adamı ve şairler hakkında bilgi veren biyografik bir çalışmadır.
Eserleri: Divan, Hamse (Alemnümâ, Nefhatü’l-ezhâr, Sohbetü’l-ebkâr, Hefthân, Hilyetü’l- efkâr), Zeyl-i Şekaik (mensur)
18.Yüzyıl
Genel Durum
- 1699’da Karlofça Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı Devleti iki asır sürecek gerileme dönemine girmiştir. Birçok yönden zayıf düşen Devlet için Batı artık fethedilecek bir yer olmaktan çıkıp bir model haline gelmiştir.
- Sonradan Lale Devri (1718-1730) olarak anılacak dönemde Batı ile kültür temasları başlamıştır.
- Paris’e gönderilen ilk Osmanlı elçisi Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in yazdığı Sefaretnâme, Avrupa kültür ve medeniyetine duyulmaya başlanan hayranlığın belgesi olacaktır.
- Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sıkıntılara rağmen edebiyatta özgün sanatçılar yetişir. Divan şiirinde, yüzyılın başına Nedim, sonuna ise Şeyh Galip imzasını atacaktır. Bu yüzyılın en önemli edebi hareketi ise genelde Nedim ile anılan Mahallileşme Akımı’dır.
Nedim (1681-1730)
18.yüzyıl divan şairi.
Asıl adı Ahmet olan Nedim, İstanbul doğumludur.
Medrese eğitimi alan şair, Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak kadar iyi öğrendi.
Ömrü boyunca müderrislik yaptı.
Şiiriyle olduğu kadar, hoş sohbeti ve neşeli tabiatı ile de aranıp sevilen bir şairdir.
Şair gerek yaşamı gerekse sanat anlayışı nedeniyle Lale Devri’nin sembol isimlerinden biridir (III. Ahmet Dönemi).
Sonradan Lale Devri olarak anılmaya başlanan bu dönem, 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılında Patrona Halil İsyanı ile son bulur.
Eski edebiyatımızda, yaşadığı dönemle bu kadar bütünleşen başka bir şair yoktur.
Nedim’i Topkapı Sarayı’na yakınlaştıran Lale Devri’nin sadrazamı Nevşehirli Damat
İbrahim Paşa’ya yazdığı kasideler olmuştur.
Nedim, şiirlerinde kusursuz bir İstanbul Türkçesi kullanır.
Şair şöhretini gazel ve şarkılarıyla sağlamıştır.
Nedim, yerli nazım şekli olan şarkının en büyük ustası olarak kabul edilir.
Tek eseri Divanı’dır.
Divanda dikkat çeken nazım şekilleri ve sayıları şöyledir: 166 gazel, 33 şarkı, 43 kaside, 2 koşma …
Şiirlerinin tasavvufla ilişkisi yoktur.
Hikmetli sözler de söylemez (Didaktik değildir).
Kasidelerinde, fahriyeye yer vermemiştir.
Şiirlerinde ve üslubunda dönemin renkli yaşantısının izlerini sürmek mümkündür (bayramlar, helva sohbetleri, şehzadelerin doğuşu, düğünler, eğlenceler)
Şiirlerinde İstanbul’un eşsiz güzelliklerini anlatan şair, bu şehre duyduğu hayranlığı şöyle ifade eder.
Bu şehr-i Sıtanbûl ki bî-misl-ü behâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedadır
(Bu İstanbul şehri ki misli benzeri yoktur, bir taşına bütün İran toprağı fedadır.)
Patrona Halil İsyanı sırasında öldüğü kesin olan Nedim’in nasıl öldüğü konusunda değişik iddialar ileri sürülmüştür. Kimi kaynaklar, Nedim’in ihtilal esnasında korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söylemektedir.
Mahallileşme Akımı ve Nedim
Nedim, mahallileşme akımının en kuvvetli temsilcisidir. Şairdeki mahallileşme unsurları şunlardır:
İstanbul’un günlük hayatından sahneler sunması
Şiirlerini donemin İstanbul Türkçesi ile yazması
Günlük konuşma kalıplarına ve deyimlere yer vermesi
Hece ölçüsü ile şiirler yazması
Divan şiiri geleneği içinde soyut bir anlatımla idealize edilen güzellerin onun şiirinde ete kemiğe bürünmesi (gerçek aşklar)
Çıkmış Sorular
— şiirlerinde en çok dikkat çeken mekânlardan biri Sa’dâbâd’dır. Büyük ve görkemli bir alanı ifade eden Sa’dâbâd; su kanalı, köşkler, saray, mesire alanı ve kamelyalarıyla şairin hayal dünyasını süsleyen bir tablo şeklinde sunulmuştur.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? (2015)
A)Bağdatlı Rûhî’nin
B)Bâki nin
C)Nedîm’in
D)Şeyh Galip’in
E)Nefi’nin
—-; gazellerinde gerçek aşkı, zevki ve eğlenceyi gerçekçi bir üslupla dile getirmiştir. O, —- gibi üzüntü ve acılarını tasavvufi kavramlardan hareketle sembolik bir dille yansıtan yanık bir âşık değil neşeli bir kişiliktir.
Bu parçada boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir? (2016)
A)Hoca Dehhani – Nesimi
B)Nedîm – Fuzûli
C)Bâkî – Hayali
D)Zâtî – Şeyhülislam Yahya
E)Bağdatlı Rûhî – Şeyh Galip
- Şeyh Galip (1757-1799)
- yüzyıl divan şairi.
- 1757’de İstanbul’da doğdu.
- Divan şiirinin son büyük şairidir.
- Asıl adı Mehmet Esat’tır.
- 34 yaşında Galata Mevlevihane’sine şeyh olmuştur.
- Şiir ve müziğe karşı büyük bir ilgi gösteren III. Selim’in Şeyh
- Galip ile dostluğu bu tayin dolayısıyla daha da gelişmiştir.
- Şeyh Galip, 4 Ocak 1799’da henüz 42 yaşında iken vefat etti.
- Yeniliğe açık bir şairdir.
- Klasik şiirin geleneklerine bağlı kalsa da yeni mazmunlar bularak klasik şiirin ufkunu genişletmiştir.
- Kelime hazinesi geniştir.
- Şiirlerindeki hayaller çok renkli, canlı ve güçlüdür.
- Söyleyeceklerini sembol ve benzetmelerle anlatmıştır.
- Şiirlerinde yabancı sözcükleri çok kullanmış, uzun tamlamalar kurmuştur. Bu ağır ve süslü dil ile söylediği şiirlerin yanında yalın söylediği şiirleri de vardır.
- Sebk-i Hindi’nin bizdeki en önemli temsilcisidir.
Şeyh Galib’teki Sebk-i Hindi Etkisi:
- Yeni ve orijinal mazmunlar kullanma
- İnce hayallere yer verme
- Anlam kapalılığı
- Anlamın şiire hâkim olması
- Sebk-i Hindi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Eserleri
Divan: Genç bir yaşta (42 yaşında) veremden ölen şair, henüz 24 yaşında iken divanını tertip etmiş, daha sonra yazdığı şiirlerle eserini 5500 beyte çıkarmıştır.
Hüsn ü Aşk: Tasavvufu konu alan fantastik, alegorik bir mesnevidir. Eser, 2101 beyitten oluşur. Eserde, “Beni Mahabbet” adlı bir kabilede, aynı gün doğan “Hüsn” adlı kız ile “Aşk” adlı erkeğin hikayesi anlatılır. Alegorik bir eser olan Hüsn ü Aşk’taki kahramanlar, nesneler ve tüm mekanlar tasavvufî birer semboldür. Eser, tasavvuf yoluna giren kişinin manevi yolculuğunu anlatır.
Hüsn ü Aşk’tan …
Amma ne kabile kible-i derd
Bi’lcümle siyâh-baht u ru-zerd
Giydikleri âfitab-ı temmûz
İçdikleri şu’le-i cihân-sûz
Hârgâhleri dud- âh-i hirmân
Sohbetleri ney gibi efgân
(Fakat ne kabile, dert kıblesi, hepsi kara bahtlı ve sarı yüzlü. / Giydikleri temmuz güneşi, içtikleri dünyayı yakan ateşti. / Çadırları yokluk ahının dumanı, sohbetleri ney gibi iniltiliydi.)
Eserin Yazılma Nedeni
“Galip’in de bulunduğu bir sohbette Nabî’nin Hayrabat adlı mesnevisi için bu eser ayarında bir mesnevi yazmak mümkün değildir, diye konuşulur. Galip, eserdeki konunun Feridüddin Attar’dan alınarak yazıldığını söyleyerek sohbet esnasında bu eseri birçok açıdan eleştirir ve orada bulunanlara Nabi’nin mesnevisinden daha mükemmel bir manzum hikâye yazabileceğini söyler. Galip, sohbette bulunanların küçümseyici sözleri üzerine, Hüsn ü Aşk adını verdiği mesnevisine başlayarak altı ay içinde bitirir.”
Sünbülzade Sümbül (1718-1808)
- yüzyıl divan şairi.
- Maraşlı bir ulema ailesi olan Sünbülzâdelere mensuptur.
- İlk eğitimini Maraş’ta alan Vehbî, daha sonra İstanbul’a giderek yazdığı kasideler ve tarihler sayesinde devrin önde gelenlerinin meclislerine girdi. Müderrislikle başladığı memuriyet hayatını kadılıkla sürdürdü.
- Bir asra yaklaşan uzun ömründe sekiz Osmanlı padişahı devrine şahitlik etmiştir.
- Türkçe dışında Arapça ve Farsça şiirler de yazmıştır.
- Arapça ve Farsçaya olan hakimiyeti bu dillerin manzum sözlüğünü yazabilecek derecede ileridir.
- Bir manzum hikâye olan Şevkengiz ile nasihatnâme türünde yazdığı Lütfiyye adlı eserleriyle tanınmıştır.
- Özellikle Şevkengiz adlı mesnevisi nedeniyle kimi çevrelerce gayriciddi ve ahlak dışı olmakla suçlanmıştır.
- Zevk ve eğlenceye düşkün olan şair, bu özelliğini hemen her şiirine yansıtır.
- Yerel konulara sıkça yer veren şairin eserleri devrin toplumsal hayatını yansıtması bakımından önemlidir.
- Dili genellikle sade ve akıcıdır.
- Kafiye bulmakta zorlanmayan şairin kafiyeleri de oldukça sağlamdır.
- Şiirleri yerel sözcük ve deyişler açısından çok zengindir.
- Şiirlerinde Nedîm ve Sâbit etkisi açıkça görülmektedir.
- Edebî sanatların hemen hemen hepsinin güzel örneklerini bulmanın mümkün olduğu şiirlerinde iham, cinas, tevriye ve telmih sanatları dikkat çeker.
Eserleri:
Divan: III. Selim’e sunduğu Divan’ı Türk edebiyatının en hacimli divanlarından biridir. Divan’ında kasideler önemli bir yer tutmaktadır.
Lutfiyye (mesnevi): Oğlu Lütfullah için yazdığı nasihat kitabı. Nabi’nin Hayriyye’si tarzında yazılan eser 1181 beyitten oluşmaktadır. Eser, edebi değerinden çok Osmanlı bir şairin toplum hayatı hakkındaki görüşlerini yansıtması açısından önemlidir.
Şevkengiz (mesnevi): 770 beyit tutarındaki eser, Şehrengiz geleneğine yakın bir anlatıma sahiptir. Eser, İstanbul’un semtlerini ve tanınmış sakinlerini günlük yaşamın içerisinde yer yer konuşma diliyle vermesi açısından önemlidir. Eser aynı zamanda toplatılan ilk kitap olma özelliğine de sahiptir. Mahallîleşme akımı çerçevesinde değerlendirilebilecek olan eser
Enderunlu Fâzıl’ın Hûbannâme, Zenannâme ve Çenginâme adlı eserleriyle beraber basılmıştır.
Tuhfe-i Vehbî (manzum sözlük): Uzun yıllar eğitimde ders kitabı olarak okutulan Farsça- Türkçe sözlük.
Nuhbe-i Vehbî (manzum sözlük): Arapça-Türkçe sözlük. Cumhuriyet dönemine kadar mekteplerde okutulan bu iki sözlük şairin âlim olarak tanınmasında etkili olmuştur.
Koca Ragıp Paşa (1699-1763)
- yüzyıl divan şairi.
- Nedim ve Şeyh Galip’ten sonra bu yüzyılın en önemli ismidir.
- Hikemi şiirin Nabi’den sonraki en önemli şairidir.
- Şiirlerinde sıkça atasözlerine ya da atasözü değeri taşıyabilecek özlü sözlere
- Asıl başarısını gazel türünde göstermiştir.
- Abartılı ifadelerden uzak doğal bir söyleyişe sahiptir.
- Koca Ragıp Paşa’nın şiirleri ölümünden sonradan tanzim edilerek Divan haline getirilmiştir.
19.Yüzyıl
- Divan edebiyatının doğal ömrünü tamamladığı bu asır bir arayışlar dönemidir.
- Yüzyılın ikinci yarısında bir grup şairin meydana getirdiği Encümen-i
- Şuara (Şairler Meclisi) edebî bir topluluk olarak dikkat çeker (1861-62).
- Topluluğun amacı; etkisini kaybeden, sıradanlaşan ve kendini tekrar eden divan şiirini ıslah etmektir.
- Hersekli Arif Hikmet Bey ile Leskofçalı Galip Bey’in önayak olduğu grupta genç şairlere şiir konusunda yol gösterilmiş, özellikle 17. Yüzyıl divan şairleri örnek alınarak divan şiiri canlandırılmak istenmiştir.
- Encümen-i Şuara şairleri dışında yüzyılın öne çıkan şairleri Enderunlu Vasıf, Keçecizade İzzet Molla, Akif Paşa ve Yenişehirli Avni’dir.
- Bu şairlere rağmen divan şiiri, bir hamle yaratacak güce erişemez.
- Sonuç olarak tıpkı siyasette olduğu gibi edebiyat da Batı kaynaklı bir değişime ihtiyaç duyulacaktır.
Enderunlu Vasıf (? – 1824)
- Şöhretini daha çok gazel ve şarkılarına borçludur.
- Mahallileşme akımının 19.yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden biridir.
- 211 şarkısı ile İstanbul’daki sosyal hayatın bir aynası olmuştur.
- Edebiyatımızın şarkı nazım şekliyle en fazla eser veren şairidir.
- Şiirlerinde Nedim’in etkisi açıktır. Ancak Nedim’deki derinlik ve hayal inceliği onda yoktur.
- Şiirlerinde halk zevkini ve halkın gündelik dilini kullanmıştır.
- Kimi şiirlerinde tasavvufi etkiler görülür.
- Tek eseri Divanı’dır.
Keçecizade İzzet Molla (1785 – 1829)
- Şair, devlet adamı.
- Sürgüne gönderildiği Keşan ile ilgili izlenimlerini anlattığı Mihnet Keşan adlı mesnevisiyle ünlüdür.
- Olgun ve nüktedan bir şairdir.
- Dili dönemine göre oldukça sadedir.
- Mevlâna’ya büyük hayranlık duyan şair, hemen her gazelinin makta beytinde onun adını zikretmiştir.
- Eserlerinde Nefi, Nabi ve Şeyh Galip etkisi açıktır.
- Daha çok olgunluk dönemi şiirlerini içeren Hâzân-ı Åsâr’da hikemî tarza kayar.
- Eserlerinde zaman zaman halk söyleyişlerinden, deyim ve atasözlerinden yararlanmıştır.
Eserleri: Divan-ı Bahar-ı Efkâr, Hâzân-ı Âsâr, Mihnet-Keşan, Gülşen-i Aşk
Akif Paşa (1787-1845)
- Devlet adamı, şair, yazar.
- yüzyıl divan şairi ve nesir yazarıdır.
- Özellikle düz yazılarındaki sade dili ve kısa cümleleri ile dikkat çekti.
- Birkaç şiirinde hece ölçüsünü kullandı.
- Sosyal konulara değinmesi, nesirdeki sade dili ve hece ölçüsüyle de şiirler yazması nedeniyle Mahallileşme Akımı’nın temsilcilerinden biridir.
- ‘Adem Kasidesi”, “Tabsıra” isimli risalesi ile küçük yaşta ölen torunu için yazdığı
- “Mersiye”si ile ünlüdür.
Eserleri: Tabsıra, Münşeat-ı Elhac Akif Efendi ve Divançe, Muharerat-ı Hususiye-i Akif Paşa
Leyla Hanım ( ?- 1848)
- Divan şiirinin önemli kadın şairlerinden biridir.
- Lirik aşk şiirleriyle tanınmıştır.
- Şiirlerinde kendisi gibi Mevlevi olan Şeyh Galip’in etkisi görülür.
- Asıl şöhretini şarkı ve gazelleriyle kazanmıştır.
- Dili dönemine göre sadedir.
- Kelime oyunlarına ve edebî sanatlara fazla yer vermemiştir.
- Mürettep (düzenlenmiş) bir Divan’ı vardır.
Yenişehirli Avni (1826-1883)
- Birçok kaynakta son divan şairi olarak gösterilir.
- Gelenekten kopmadan yenileşmeyi savunan şairlerden biridir.
- Mevlevi olan şair, Mesnevi’yi tercüme etmeye başlamış ancak bitirememiştir.
- Şiirlerinde tasavvuf düşüncesi öne çıkar.
- Kasidede yer yer Nefi’nin kalitesine yaklaşır.
- Gazelleri ile Şeyh Galip’i, hikmetli sözleri ile Nabi’yi, lirik oluşuyla Fuzuli’yi andırır.
- Buna rağmen orijinal bir şair olarak kabul edilir.
- Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ına nazire olarak kaleme aldığı “Âteşgede” yarım kalmıştır.
- Mir’at-ı Cûnun” adlı eserde akıl hastanesindeki tipleri mizahi bir tarzda ele alır. 678 beyitlik bir mesnevidir.
Eserleri: Divan, Farsça Divan, Mir’ât-ı Cünun, Ateşgede, Nihan-ı Kaza, Âbname
Leskofçalı Galip (1829-1867)
- Encümen-i Şuara (1861-62) topluluğu şairlerindendir.
- Gelenekten ayrılmadan yenileşmeyi savundu.
- yüzyıl şairleri Naili-i Kadim, Fehim-i Kadim ve Nefi’yi örnek almıştır.
- Şiirlerinde tasavvuftan ve felsefeden yararlandı.
- Hersekli Arif Bey ve Namık Kemal başta olmak üzere birçok şair tarafından üstat kabul edildi.
Eseri: Leskofçalı Galip Bey Divanı
Hersekli Arif Hikmet (1839-1867)
- Encümen-i Şuara (1861-62) topluluğu şairlerindendir.
- Gelenekten ayrılmadan yenileşmeyi savundu.
- Özellikle 17. yüzyıl şairi Naili-i Kadim’den etkilenmiş, birçok şiirine nazire yazmıştır.
- Şiirleri daha çok didaktik ve hikemidir.
- Divan’ında tasavvufi şiirler ağırlıktadır.
- Toplumsal sorunları ele aldığı şiirleri de vardır.
- Şiir: Divan (Ölümünden sonra yayımlandı.)
Düz Yazıları: Levâyihü’l-Hikem, ,Levâmiü’l-Efkâr, Sevânihü’l-Beyân, Misbâhü’l-Mizah
Ayrıca, Yusuf; güzelliği, Karun;zenginliği, Süleyman;Adaleti, Hatem; cömertliği temsil ederdi. Hemen bütün aşk maceralarının ideal kahramanları eğer kadınlarsa; Leyla, Şirin, Zeliha, Hurşid ismini alıyor, eğer erkelerse ; Mecnun, Ferhad, Yusuf oluyorlardı.
- Divan edebiyatında daha önce defalarca işlenmiş Leylâ vü Mecnûn, Yusuf ü Züleyha, İskendername, Husrev-i Şirin, Cemşid ü Hurşid gibi klasik konular işlenmiştir.
- Divan edebiyatında İslam dini, İslâmî ilimler, tasavvuf, şark,islâm mitolojisi gibi dini-felsefî müşterek bir kültür işlenmiştir.
- Şairler şiirlerinde asıl adlarını değil mahlaslarının kullanırlar. Şöhret olan isimleri de onların mahlaslarıdır.
- Şairler şiirlerinde sosyal konulara çok az yer vermişlerdi. Münacaat(Tanrı’ya Övgü naat(Peygambere övgü), Medhiyye-Kaside(İleri gelen bir kişiyi övme), hicviyye, mersiyye, aşk, şarap, tasavvuf konuları işlenir.
- Konular soyuttur.
